İlk önce Masaüstüne bir Yeni Evrak Çantası (New Briefcase) oluştur. (Sağ tuş->Yeni->Evrak Çantası) Sonra cd deki dat dosyasını bunun üzerine sürükle ve bırak.
Bu kadar basit :-)))

Devamı...
Gönderen BabaHoroz on 27 Nisan 2010 Salı
0 yorum
categories: , | edit post


Denizli (Laodikea) adı Denizli şehri ilk defa, bugün şehir 6 km kuzeyinde, Eskihisar Köyü civarında, M.Ö. 261 - 245 yılları arasında, Suriye Kralı II. Antiokhos tarafından kurulmuştur. II. Antiokhos kente karısı Laodike'nin adını vermiştir. Laodike'nin kenti anlamına gelen "Laodikeia" adını alan kent, M. S. 7. yüzyılda büyük bir depremle yıkılınca, kent bugünkü Kaleiçi mevkiine taşınmıştır. Türkler Denizli havalisini zapt ettikten sonra, kenti "Ladik" adıyla anmışlardır. (Bkz: http://www.pamukkale.edu.tr/laodikeia Laodikeia Kazıları)


Denizli adına, tarihi kaynaklarda başka başka isimler olarak rastlamaktayız. Selçuklu kayıtları ve Denizli mahkemesi seciye sicilleri Ladik ismini vermektedir. İbni Batuta'nın seyahatnamesinde Tunguzlu denilmektedir. Mesalikullebsar'da da Tunguzlu olarak kaydedilmiştir.


Timurlenk'in zafernamesini yazan, Şerafettin Zemdi Tenguzlug ve Tonguzlug gibi iki isimden bahsetmektedir. Tensiz kelimesi eski Türkçe'de Deniz demektir. Tunguzlu ise bugünkü imlasıyla Denizli demektir. Netice olarak Denizli adı, Tenguzlu ve Tunguzlu kelimelerinin zamanla ağızdan ağıza, Denizli kelimesi haline gelmesinden bugünkü şeklini almıştır.







Devamı...
Gönderen BabaHoroz on 16 Nisan 2010 Cuma
0 yorum
categories: , | edit post

İstanbul'un altından hazine çıktı
Marmaray İstasyonu inşaat alanında bilinen ilk İstanbullu’ya ait 8 bin 500 yıllık mezarın bulunması çalışmalara büyük önem kazandırdı.
Yenikapı Marmaray İstasyonu inşaat alanında geçen yıl bilinen ilk İstanbullu’ya ait 8 bin 500 yıllık mezarın bulunmasının ardından kazı çalışmaları büyük önem kazandı. Tüm dünyadan onlarca araştırmacı tarihi değiştiren kazılara katılmak için başvuru yaptı. Proje sorumlusu Prof. Vedat Onar, “Marmaray’dan bile önemli tarihi bulgulara ulaştık. Bundan daha değerli ne olabilir” dedi...

Asrın projesi olarak bilinen Marmaray projesi kapsamında Yenikapı’da devam eden arkeolojik kazı çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. Özellikle Yenikapı’da devam eden kazı çalışmaları tüm dünyanın ilgi odağı haline geldi. Dünya basını çalışmaları yakından takip ederken yabancı bilim adamları da ortak çalışma yapmak için teklif yağdırıyor. Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayacak Marmaray Projesi kapsamında Yenikapı’da gün yüzüne çıkarılan bulgular, adeta tarihe ışık tutuyor.


34 GEMİ ÇIKARILDI


Özellikle Yenikapı’da çıkarılan Theodosius Limanı kalıntıları üzerinde yapılan araştırmalar binlerce yıl öncesine ait bilgileri günümüze taşıyor. Kazılardan elde edilen kalıntıların en dikkat çekenleri ise 34 adet gemi ile çok sayıda hayvan ve insan iskeletleri oldu. Kazılarda, Marmaray kısmında nispeten azalmış olsa da metro kazı alanında kemik ve diğer arkeolojik malzemeler çıkarılmaya devam ediyor.


İDDİALAR YERSİZ


Kazı çalışmalarının Marmaray inşaatını geciktirdiği ve gecikme nedeniyle 500 milyon dolar zarar edildiği yönündeki iddialara bilim insanlarından yanıt geldi. Kazı çalışmalarının dünyanın birçok yerinden büyük ilgi gördüğüne dikkat çeken İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’nden Metro ve Marmaray Kazısı Hayvan Kemikleri Proje Sorumlusu Prof. Dr. Vedat Onar, yapılan kazılarda çıkan buluntuların İstanbul tarihi ve özellikle de Bizans dönemine ait önemli bilgiler sunduğunu dile getirdi.


8 BİN 500 YILLIK GEÇMİŞ


35 gemi batığına, yüzlerce insan iskeletine ve 22 bin hayvan kemiği verisine ulaşıldığını aktaran Prof. Onar, “Bu antik kaynaklara dayanarak yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda İstanbul’un 8 bin 500 yıllık geçmişe sahip olduğunu öğrendik. Bundan daha değerli ne olabilir” sorusunu yöneltti. Türkiye’de kazılara yeterli ilginin gösterilmemesinden yakınan Prof. Onar, “Proje, bilim dünyasında yeterli ilgiyi görüyor” dedi. Onar şöyle devam etti:


İLGİLENMİYORLAR


“Dünyanın gözü kulağı bu kazıda. Birçok uluslararası televizyon kanalları buradan haberler veriyor veya belgeseller çekiyor. Son olarak Alman ve Kanada televizyonları belgesel için buradaydı. Bizler atandaşlarımızın da bu kültürel varlıklara ilgi göstermesini istiyoruz. İstanbul’un ortasında 578 bin metrekarelik bir alanda yapılan bu çalışmalar vatandaşlarımızı mutlaka ilgilendirmeli. Bulundukları şehrin geçmişini bilmek, geleceğini yönlendirmede büyük katkı sağlayacaktır.”


EŞSiZ BiR ÖRNEK


Kazı bölgesi M.S. 11. yüzyıl batıklarıyla ve Cilalı Taş Devri’ne ait mimari kalıntıların arasındaki tabakalaşmış denizsel dolgularla Marmara Denizi’nin geçirdiği değişimlerin anlaşılabilmesi açısından son 10 bin yıl için eşsiz bir kaynak niteliği taşıyor.


YABANCILARIN GÖZÜ KULAĞI BU PROJEDE


Onar, bir dönem Bizans İmparatorluğu’na başkentlik yapan İstanbul’da yürütülen kazı çalışmalarının asrın projesi olarak adlandırılan Marmaray projesinin bile önüne geçtiğini vurguladı. “Yabancı bilim insanları kazı çalışmalarının sonuçlarını merakla bekliyor” diyen Onar, kazı çalışmalarında yer almak isteyen çok sayıda araştırmacı ve kurumun bulunduğunu dile getirdi. Onar, “Bizleri kendi üniversitelerinde konuşmacı olarak davet ediyorlar” diye konuştu. İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü’nce yürütülen kazı çalışmalarına İstanbul Üniversitesi, öğretim üyeleriyle bilimsel olarak büyük katkı sağlıyor.


TAMAMI YERLİ BİLİM İNSANI


Yabancı bilim adamlarının birlikte çalışma teklifine İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü olumsuz yanıt vererek kendi bilim adamlarıyla çalışmayı tercih ediyor. Yurtdışından sadece teknolojik destek alınan çalışmalarda çok sayıda farklı uzmanlık alanından yerli bilim insanı görev yapıyor.


İSTANBUL'UN ALTINDAN HAZİNE ÇIKTI


Marmaray projesi kapsamında Yenikapı’da deniz seviyesinin 1 metre altında çok sayıda halat kalıntısının bulunması kazı çalışmalarının genişletilmesini sağladı. Çalışmalar neticesinde M.S. 4’üncü yüzyılda kurulan ve 7’nci yüzyıla kadar aktif konumunu sürdüren Bizanslılar’a ait Theodosius Limanı bulundu. Kazılar yerin 10 metre derinine kadar sürdürüldü. Alandaki kazı sırasında, 9 metre 40 santim derinlikte karşılaşılan bir iskelet kazı heyetini heyecanlandırdı. İskeletin etrafı açıldığında bugüne kadar alışılmışın dışında bir mezarla karşılaşıldı.


YANINDA YAY BULUNDU

Başı batıya, ayakları doğuya doğru yatırılan iskeletin yanında dönemin silahı yay olduğu tahmin edilen bir alet bulundu. Sal şeklinde mazgallı bir ahşabın üzerine yatırılan iskeletin, bebeğin ana rahmindeki duruş pozisyonunda gömüldüğü belirlendi. Cinsiyeti belirsiz iskeletin dişlerinin sapasağlam olduğu görüldü. İskeletin diş özünden alınacak bir örnekle DNA yapısı, nasıl öldüğü ve hangi kavime ait olduğunun tespit edilebileceği belirtildi. İskeletin ayakucunda, çömlek içinde 5 yaşlarında olduğu tahmin edilen bir de çocuk iskeleti bulundu. Daha önce “Kepçe girsin mi girmesin mi” tartışmalarının yaşandığı bu alanda böylelikle 8 bin 500 yıl öncesine ait bilgileri günümüze taşıyacak veriler bulunmuş oldu.


BİZANS TEZİNİN SONU


Bilinen en eski İstanbullu’ya ait olduğu belirtilen bu veriler, “İstanbul’u Bizanslılar kurdu” tezini de sona erdirdi. Cilalı Taş Devri’ne ait olduğu ortaya çıkan ve bataklık içinde yer alan ‘urne’ tipi mezarın ortaya çıkarılmasıyla İstanbul’da tarihin ilk insan topluluklarının burada yaşadığı kesinleşmiş oldu. Bugüne kadar da yaklaşık 25 bin envanter kayda alınarak inceleniyor.


İŞTE İLK İSTANBULLU'NUN İSKELETİ



Kaynak

Devamı...
Gönderen BabaHoroz on 4 Nisan 2010 Pazar
0 yorum
categories: , | edit post

Çin'deki Türk piramitlerine ilk kez bir Türk girdi

Çin'in orta kesimindeki Şaanşi eyaletinin başkenti Şian şehrinin 100 kilometre yakınında bulunan Çin piramitleri hakkında araştırmalarda bulunan ve piramitlerin içine giren ilk Türk araştırmacı yazar Oktan Keleş, piramitlerdeki materyallerin Türk tarihi açısından
büyük önem arz ettiğini ve "bütün ezberleri bozacak kadar dünya tarihi açısından
önemli olduğunu" söyledi.

"Beyaz piramitler" ya da "Türk piramidi" diye de anılan piramitlere giren
ve orada araştırmalarda bulunan Keleş, AA muhabirine yaptığı açıklamada,
"Buradaki materyaller konunun uzmanları tarafından incelendiğinde şunu
söyleyebiliriz: Tarihin tekrar yazılması gerekebilir" dedi ve piramitlerdeki
materyallerin Türk tarihi açısından büyük önem arz ettiğini belirtti.

Keleş, bölgeye daha önce de araştırma yapmak için başkalarının gittiğini
ancak araştırmacıların görüntü almasına izin verilmediğini ve şimdi yayımlanan
fotoğrafların, "şu ana kadar yayımlananlar arasında bir ilk" olduğunu
vurguladı.

Yaşlı bir Çinli rehberliğinde piramitlerin iç kısımlarına girdiklerini
belirten Keleş, piramitlerin içinde Türklere ait olduğunu düşündükleri sembol,
heykel ve tabletler olduğunu kaydetti.

Keleş, kendilerinin ortaya koyduğu deliller karşısında Çinli
yetkililerin, "Eski dönemlerde Uygurlar, Çinliler adına paralı asker olarak görev
yapıyorlardı. Buradaki semboller ve işaretler onlardan kalma" dediğini aktardı ve
"Bu düşünce tabii kendilerine ait" diye konuştu.

-"PİRAMİDİN İÇİNDEYİZ"-

Piramitlere giderken ve piramitlerin içinde yaşananları aktaran Oktan
Keleş, yaşlı bir Çinli rehber eşliğinde piramitlere yakın bir yerden doğal bir
mağaranın içerisinde girdiklerini ve karanlıkta 40-50 metre kadar yürüdüklerini
anlatarak, "Mağarada 3 kanallı bir girişe geldik. Sonra dikey bir yerden 7-8
metre aşağı kaydık. Geniş bir alana geldiğimizde Çinli rehber bize 'Piramidin
içindeyiz' dedi" diye konuştu.

Keleş, piramidin tabii bir oluşumun üzerine inşa edildiğini belirtti ve
Çinli rehber eşliğinde bir mezar odasına ulaşıldığını aktardı.

Mezar odasında yerde boyu 2 metreye yakın bir mumya olduğunu belirten
Keleş, mumyanın başında bulunan bir kayada çeşitli işaret ve yazıların yanı sıra
"ay yıldız, kurt başları" gördüklerini söyledi. Keleş, alana ışık tutulduğunda
"şoke olduklarını" ve "3 metre boylarında, muhtemelen granit taştan yapılma bir
baş heykeli" ile karşılaştıklarını kaydetti.

Keleş, heykelin üst kısmında çift boynuza benzer bir objenin bulunduğunu,
kafasının ortasında da bir "ay-yıldız" simgesinin göze çarptığını anlattı.

Heykelin yanında da kucağında çocuk olan başka bir kadın heykelinin ve yerde bir
mumyanın bulunduğunu belirten Keleş, şöyle devam etti:
"İhtiyar Çinli, dizlerinin üzerine çöküp bir şeyler mırıldanıyor.

Gördüğümüz mumya bir erkeğe ait. 30 sene kadar önce yüzü daha net seçiliyormuş
hatta ayaklarında çizmeye benzer şeyler olduğunu söylüyor, yaşlı Çinli. İçeride
yaklaşık 7-8 dakika kadar kaldık ki, ihtiyar Çinli acele çıkmamız gerektiğini
işaret ediyor. Biz biraz daha kalıp, etrafı iyice incelemek istiyoruz. Yaşlı
Çinli sertleşiyor, teklifimizi kabul etmiyor. Aşağı doğru merdivenle inilen bir
yer görüyoruz ve oraya inmek istiyoruz. Yaşlı Çinli, 'oraya inişin çok zor
olduğunu, indikten sonra çıkışın daha da zor olduğunu, buradan acele çıkmamız
gerektiğini' söylüyor. Çinli'nin bu kadar telaşlı olmasından ve sinirlenmesinden
dolayı aşağı inemedik. Ancak fenerle şöyle etrafı bir taradığımızda, duvarlarda
yazılar ve şekillerle üst üste dizilmiş ve birbirlerine yapışmış tabletleri
gördük daha fazlasını seçemedik."

-"ATANIZ OĞUZ KAĞAN'IN TEMSİLİ SURETİDİR"-

Keleş, yaşlı Çinlinin verdiği bilgiye göre, mumyanın yüzünün önceden daha
net olduğunu, ancak zaman içerisinde köylülerin mumyanın bazı parçalarını
koparması nedeniyle bozulmaya başladığını söyledi.

Çift boynuzlu granit taştan üç metrelik baş figürünü sorduklarında ise
şaşırtıcı bir cevap aldıklarını belirten Oktan Keleş, Çinli'nin "O sizin atanız
Oğuz Kağan'ın temsili suretidir" dediğini nakletti.

Keleş, Çinli'nin piramidin alt kısmında başka bir mumya olduğunu ve onun
hiç bozulmadığını ileri sürdüğünü, ayrıca var olan binlerce tabletten bazılarının
zaman içerisinde aşınarak birbirine yapıştığını söylediğini aktardı.

Piramitlerin bulunduğu bölgenin yasak olduğuna dair söylentilerin
sorulması üzerine Keleş, bölgenin tamamen yasaklanmış bir bölge olmadığını, ancak
içeride araştırma ve çekim yapmak konusunda izin verilmediğini belirtti.

Keleş, özellikle Alman bilim adamlarının yaptığı çalışmaların "oldukça
önemli" olduğunu, ellerinde bazı bilgiler olmakla beraber görüntü olarak kanıt
sunamadıklarını vurgulayarak, "Bildiğimiz kadarıyla bizim yayımladığımız
görüntüler bu alanda en kapsamlı görüntüler olma özelliğine sahiptir" diye
konuştu.

-"TÜRK PİRAMİTLERİ"-

Şian şehrinin 100 kilometre yakınında bulunan Çin piramitlerinin, diğer
adıyla "Türk piramitlerinin" keşfi konusunda birçok iddia bulunuyor. Bunların
arasında en yaygın olanı ise İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikalı pilot James
Gaussman'ın Hindistan'dan Çin'e uçarken piramitleri gördüğüne dair iddialar
olmasına karşın, bu iddiaları doğrulayacak bir kanıt bulunmuyor.

Gaussman'ın iddialarının aslında Trans World Havayolları'nın Uzak Doğu
yöneticisi Binbaşı Maurice Shehan'a ait olduğu düşünülüyor.

Keleş, Gaussman'ın bölgedeki piramitleri görmesinin ardından Alman
araştırmacı yazar Hartwig HausDorf'un bölgeye gittiğini ve piramitler hakkında
birçok materyal topladığını aktardı.

Keleş, Hausdorf'un bu piramitlerde, ön Türklere ait "yazılar ve çok
değişik mumyalar olduğunu" söylediğini, ancak bunları delillendiremediği için
bilgilerinin kuşkuyla karşılandığını belirtti.

Piramitlerin sayısının irili ufaklı 100 civarında olduğu belirtilirken,
söz konusu piramitlerin kime ait olduğu ve içindekiler hakkında kesin bilgi
bulunmuyor.

Çin'in orta kesimindeki Şaanşi eyaletinin başkenti Şian şehrinin 100 kilometre yakınında bulunan Çin piramitleri hakkında araştırmalarda bulunan ve piramitlerin içine giren ilk Türk araştırmacı yazar Oktan Keleş, piramitlerdeki materyallerin Türk tarihi açısından büyük önem arz ettiğini ve "bütün ezberleri bozacak kadar dünya tarihi açısından önemli olduğunu" söyledi.




Çin'in orta kesimindeki Şaanşi eyaletinin başkenti Şian şehrinin 100 kilometre yakınında bulunan Çin piramitleri hakkında araştırmalarda bulunan ve piramitlerin içine giren ilk Türk araştırmacı yazar Oktan Keleş, piramitlerdeki materyallerin Türk tarihi açısından büyük önem arz ettiğini ve "bütün ezberleri bozacak kadar dünya tarihi açısından önemli olduğunu" söyledi.




Çin'in orta kesimindeki Şaanşi eyaletinin başkenti Şian şehrinin 100 kilometre yakınında bulunan Çin piramitleri hakkında araştırmalarda bulunan ve piramitlerin içine giren ilk Türk araştırmacı yazar Oktan Keleş, piramitlerdeki materyallerin Türk tarihi açısından büyük önem arz ettiğini ve "bütün ezberleri bozacak kadar dünya tarihi açısından önemli olduğunu" söyledi.




Çin'in orta kesimindeki Şaanşi eyaletinin başkenti Şian şehrinin 100 kilometre yakınında bulunan Çin piramitleri hakkında araştırmalarda bulunan ve piramitlerin içine giren ilk Türk araştırmacı yazar Oktan Keleş, piramitlerdeki materyallerin Türk tarihi açısından büyük önem arz ettiğini ve "bütün ezberleri bozacak kadar dünya tarihi açısından önemli olduğunu" söyledi.



Kaynak:

Devamı...
Gönderen BabaHoroz on 2 Nisan 2010 Cuma
0 yorum
categories: , | edit post

AZİZ MALAKİ ’NİN PAPALAR KEHANETİ

1595 Yılında Arnold de Wyon adlı bir Benediktin keşişi, Venedik’te “Lignum Vitae” ‘Hayat Ağacı’ adında bir kitap yayınladı. Bu kitabında bağlı bulunduğu tarikatın kurucusu olan Nursie’li Aziz Benoit önde gelen muritlerinin yaşamlarını ve eserlerini anlatıyordu. Bu kişiler arasında Aziz Malaki adı da geçiyordu; Arnold de Wyon onun hakkında şöyle yazmıştı: “Malaki’nin bazı risaleler yazmış olduğu söylenir. Ancak benim sadece, kendisinin papalar hakkında yazmış olduğu kehanetten haberim vardır. Bu metin gayet kısa olduğu ve daha önce de, bildiğim kadarıyla hiçbir yerde yayınlanmamış olduğu için pek çok kimsenin de arzusunu yerine getirmek amacıyla yayınlamayı uygun gördüm.”
Kitabında Malaki’nin yaşam öyküsü de yer alan Arnold de Wyon, bu ifadesinin ardından azizin 1139 yılında kaleme almış olduğu kehaneti aktarmıştı. Neydi bu?
Malaki, kendisi henüz yaşarken göreve seçilen papa 2.inci Celestin’den başlayarak gelecek 800 yıl boyunca papa olacak 111 kişiyi de, üstelik sırasıyla yazıp bırakmıştı. Gelecekte görev yapacak olan bu 111 papayı çok kısa, genellikle iki sözcük Latince cümlelerle ve seçilen papanın ya ismi, ya doğduğu şehir ya arması ya da diğer başka özelliklerini vurgulamak suretiyle tanımlamıştı.

AZİZ MALAKİ KİMDİR ?
Asıl adı O’Morgair olan Malaki İrlandalı idi ve 1094 ya da 1095 yılında kuzeydeki Armagh kentinde doğdu. Mistik deneyim ve uygulamaların gayet yoğun olduğu o dönemin İrlanda’sında yetişen Malaki 25 yaşında rahip ve ardından da doğduğu şehrin baş papazı oldu. Malaki ’nin daha genç yaşlarındayken görücülük yeteneğinin ortaya çıktığı ifade edilir. O dönemin İrlandasında Vatis adı verilen profesyonel kahinlerin tüm ortaçağ boyunca bu faaliyetlerini yaygın biçimde resmen sürdürmüş oldukları da göz önünde bulundurulunca, bu tarz yeteneklerin o zamanda gayet normal bir şey olarak benimsendiğini anlayabiliriz. İşte böyle bir ortamda yaşayan Malaki, 1132 yılında İrlanda Başpiskoposu oldu.
Ancak daha sakin ve ilahi konsantrasyon dolu bir yaşamı arzuladığından 3 yıl sonra görevinden istifa etti. Ve Connor’a giderek keşişlerle birlikte mistik bir yaşam sürdürmeye başladı. 1138’de Roma’ya hacca gitti. York şehrinde konakladığı bir sırada yeni kurulmuş olan Sistersien tarikatı mensupları ile tanıştı ve onlardan etkilendi.
Bir yıl sonra Roma’ya tekrar gitmeden önce bu tarikatın kurucusu olan Aziz Bernard ile tanışmak amacıyla Clairvaux kentine uğradı. Bu iki insan arasında güçlü bir dostluk oluştu. Malaki hep Bernard’ın yayında kalmak niyetinde idi ancak Papa’nın emriyle İrlanda’ya dönmek zorunda kaldı. Geri dönüş yolculuğu sırasında İskoçya kralını da ziyaret etti. Ve kralın ölümcül hasta olan oğlunu mucizevi bir biçimde iyileştirdi. Aziz Bernard’ın gönderdiği müritlerle İrlanda’da da beş büyük manastır oluşturdu.
1148 yılında Roma’ya gitmek arzusuyla yeniden yola çıktıysa da yoldu çok hastalandı.Ve ancak Clairvaux’a varabildi. Kendisini iyileştirmek için çırpınıp duranlara “
Her şey boşuna, sizin söylediklerinize sadece sizin iyiliğiniz için razı oluyorum” demişti. Ölümünün aynı yılın 2 Kasım’ında gerçekleşeceğini de aylar öncesinden bildirdi. Nitekim de öyle oldu. 2 Kasım günü şafak sökmekte iken dostu ve üstadı Aziz Bernard’ın yanı başında bedenini bıraktı gitti.

AZİZ MALAKİ ’NİN KEHANETİ
Asıl adı O’Morgair olan, ancak daha sonra İsrail Peygamberlerinden Malaki ’nin adını alan bu kahin, Hıristiyanlık dünyasının göreceği son 111 papayı da tarif edip bırakmıştı. Kehanetlerdeki kesinlik göz önünde bulundurulduğunda bu 111 papanın ardından bu kurumun büyük bir değişime uğrayacağı konusu dikkat çekmektedir. Çünkü Malaki, bu 111 papalık listenin altına şu satırları da eklemişti: “Roma Kilisesinin son zulmü esnasında başında Romalı Peter bulunacak ve koyunlarını sayısız felaketlerin ortasında otlatacak. Bunlar da sona erdikten sonra yedi tepeli şehir (Roma) yıkılacak ve korkunç hakim halkı yargılayacak."

Malaki ’nin kehanetindeki 111 Papa’dan bazıları
5. Beyaz köyden
4 üncü Adrien (1154-1159) Saint-Alban kentinin bir köyünde doğdu. ‘Alba’ beyaz anlamına gelir.
12. Laurent kılıcı
8 inci Gregoire (1187) Saint-Laurent kardinalidir. Saint-Laurent armasında kılıç bulunur.
22. Mağlup Ejder
4 üncü Clement (1265-1276) Bu papanın armasında pençeleri arasında bir ejderi tutan bir kartal bulunur.
29. Aslanlı Gül
4 üncü Honorius (1285-1287). Armasında iki aslanın tuttuğu bir gül bulunan Sabelli ailesindendir.
35. Ossa'lı kunduracı
22 inci Jean (1316-1334). Fransızdır. Ossa ailesindendir ve babası da bir kunduracıdır.
61. Küçük adam
3 üncü Plus (1503). Siena’lıdır ve Piccolomini ailesindendir (Piccolo:Küçük; Uomini: Adamlar)
64. Florent Aslanı
6 ıncı Adrien (1522-1523) Armasında bir aslan bulunan Florent’in oğludur
71. Orman meleği
5 inci Plus (1566-1672). Asıl adı Micheil’dir. Mikael’den gelir. Melek ismidir. Bosco kentinde doğmuştur ve Bosco ’orman’ anlamına gelir.
100. Etrürya'daki Balnes
16 ıncı Gregoire (1831-1846) Aziz Romuald tarafından İtalya’nın Etrürya bölgesindeki bugünkü adıyla Toscana, Balnes’da kurulmuş olan Kamaldula tarikatına mensuptu.
104. Nüfusu azalan din
15 inci Benoit (1914-1922). Bilindiği gibi, 1.Dünya Savaşı sırasında çok sayıda Hıristiyan ölmüştür.
107. Papaz ve gemici
23 üncü Jean (1958-1963). Asıl adı kardinal Roncalli olan bu papa daha önceleri Venedik patriği idi.
108. Çiçeklerin çiçeği
6 ıncı Paul (1963-1978). Armasında üç tane zambak vardır. Zambak batıda ‘çiçeklerin çiçeği’ olarak da tanımlanır. Ayrıca bu papa Floransa’da doğmuştur ve bu şehrin armasında da kırmızı bir zambak vardır.
109. Ay'ın yarısı
1inci Jean-Paul (1978).Papalık görevini 1 ay yapabilmiş çünkü göreve seçildikten 1 ay sonra ölmüştür.Gökte yarım ay varken seçilmişti ve öldüğünde yine yarım ay vardı.
110. Güneş işçisi(Labore Solis)
2 inci Jean- Paul (1978-2005) Günümüzün papası. Dünya Barışının sağlanması için harcadığı olağanüstü çaba nedeniyle tam bir ‘güneş işçisi’ olarak yorumlanmaktadır.Güneş pek çok tradisyonda yapıcı güçlerin, eril ve yaşam verici kudretlerin ve Tanrı’nın sembolüdür. İnsanlığın gelişimine hizmet etmiş büyük inisiyelere de “Güneş İnisiyeleri” denildiği bilinmektedir. Ayrıca ‘Labore’ sözcüğü ‘oluşturma’, ‘meydana getirme’ anlamına da geldiğinden bazı yorumcular bunun, 2.Jean Paul’un görevi sona ermeden önce yeryüzünde güneşten kaynaklanan atmosferik karışıklıklar veya depremler görüleceği şeklinde yorumlanmaktadır.
111. Zeytinin zaferi (De Gloria Olivae)
2.Jean-Paul ’den sonra gelecek olan Malaki ’nin kehanetlerine göre de son papa. Zeytin ağacı her devirde barış sembolü olarak benimsendiğinden bu papanın döneminde dünya çapında bir barış atmosferi yaşanacağı yorumu yapılmaktadır. Yahut bu papanın armasında zeytin dalı olacaktır; belki de armasında zeytin dalı bulunan bir şehirde doğmuş olacaktır.

Diğer bir yoruma göre de İspanyada Oliva denilen yerde bir Sistersiyen manastırı vardır. Seçilecek olan papa belki de bu manastır mensuplarından olacaktır. (Oliva:Zeytin) Ayrıca ‘Oluva’ İtalya’da ve Korsika’da çok yaygın bir soyadıdır. İskenderiye asıllı ilahiyat bilgini Orien’ e göre de ‘Zeytin’ (şefkat-rahmet) anlamlarına gelmektedir.

KEHANETİN TARTIŞILMAZ KESİNLİĞİ
Malaki ’nin
111 PAPA kehanetinde dikkat çeken özellik, hangi papa için ne tanım yapılmış olursa olsun, bunun o papa ortaya çıktıktan yani göreve başladıktan sonra yerine tam oturduğudur. Esprili bir biçimde ya ait olduğu aile, ya bağlı bulunduğu tarikat, ya doğmuş olduğu köy-kasaba, ya da armasında taşıdığı işaretler, sahip olduğu diğer özellikler kaydedilmek şekliyle gerçekleşen bu kehanet listesinin gerçekliği akıllara durgunluk verecek düzeydedir.
Sekiz buçuk asırlık bir zaman dilimini kapsayan ve bu süre zarfında göreve seçilecek olan papaların sırasıyla ve üstelik de kimi zaman ancak sıkı bir araştırma sonucu çıkarılabilen bir takım özellikleri ile ortaya koyabilen bir kehanet, tüm tartışmaların ağzını tıkayıcı niteliktedir. Bir zaman-mekan ötesine taşışın meyvesi olan bu 111 papalık listenin şoke edici ve kimilerini bunaltıcı doğruluğu sonucunda bazı rahatsızlıkların oluşması doğaldır. Çünkü bu liste 111 papada sona ermektedir ve bundan çıkan anlam da ortadadır. Papalık içinde hızla büyük bir değişim yaklaşmaktadır.

Devamı...
Gönderen Tiltombak on 23 Mart 2010 Salı

Yapılan bir araştırmada erkek çocuk doğumlarıyla alkali su arasında ilişki bulunduğu saptandı...

PH miktarı 7'den yüksek olan, negatif yüklü iyonları bol miktarda içeren ve içerisinde fazla miktarda oksijen bulunan ''alkali su'' içen çiftlerin çocuklarının erkek olma olasılığının yüksek olduğu bildirildi.
Kimya mühendisi Menan Aysan Kuzanlı ve doktor Recai Yahyaoğlu tarafından hazırlanıp yayımlanan ''Alkali Suyla Sağlıklı ve Genç Kalmanın Sırları. Suyun İyileştirici Gücü'' adlı kitapta, insan vücudundaki sıvıların asidite ve alkalitelerinin çocuğun cinsiyetinin belirlenmesinde rol oynadığı belirtildi.

Kitapta şöyle denildi:

''Erkeğin spermleri alkali, kadın vajinası ise asidiktir. Erkek kromozomları taşıyan sperm hızlı bir biçimde yol almasına rağmen yaşam süreleri kısa olduğundan vajinanın asidik ortamında ömrü çok kısadır. Buna karşın dişi kromozomları taşıyan sperm yavaş yol almasına rağmen vajinanın asidik ortamında daha uzun süre yaşayabilir. Bu basit sistem uygulanarak erkek veya kız çocuğa sahip olunabilmektedir. Anne ve baba çocuk yapma kararından 1 ay önce PH derecesi yüksek olan alkali su içmeye başlarsa spermler ve vajinanın içerisi daha alkali hale gelir. Böylece erkek çocuk yapma olasılığı yükselmiş olur. Alkali su vasıtasıyla hem erkek spermindeki alkali oran artmış hem de vajinadaki asidik ortam etkisini kısmen kaybetmiştir. Her iki etki karşılıklı olarak birbirlerinin etkinliğini artırmak suretiyle güçlü bir sinerji oluşmasını sağlar.''

''SUYUH PH DERECESİ 7'DEN BÜYÜK OLMALI''

Dr. Recai Yahyaoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kore'de yapılan bir araştırmada erkek çocuk doğumlarıyla alkali su arasında ilişki bulunduğunun saptandığını belirterek, şunları söyledi:

''Kore'de yapılan bir araştırmada, son yıllarda alkali su içen anne ve babaların yüzde 95 olasılıkla erkek çocuklarının olduğu saptanmıştır. Bu sebeple Kore'de erkek çocuk oranının artması sorun olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Bu uygulama yüzde 100 sonuç verir diye bir kural yok. Bu yöntemle yüzde 100 erkek çocuk doğar demiyoruz. Sadece suyla cinsiyet belirleme arasında ilişki olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Vatandaşlarımız suyun alkali olup olmadığını PH derecesiyle (asit veya bazik derecesi, sertlik derecesi) anlayabilir. Piyasada satılan hazır suların ambalajlarının üzerinde, içerisindeki kimyasal maddeler ve PH derecesi yer almaktadır. H derecesi 7 ve üzerinde olan sular 'alkali su' olarak kabul edilir. Kısaca erkek bebek isteyen çiftler PH derecesi 7 ve üzeri olan suları tercih etsin. PH miktarı 7'den yüksek olan sular tercih edilirse bebeğin erkek olma olasılığı yüksek olur.''

Not: Belkide , hazır su reklamı için,bilinçli olarak yapılmış bir haberdir

Devamı...
Gönderen BabaHoroz on 4 Mart 2010 Perşembe
0 yorum
categories: , | edit post

Nüfus Kağıdınızı kaybederseniz başınıza her türlü iş gelebilir. Bunu engellemeye kayıp ilanı da yetmez. İşte yapılması gereken;

Haberler, Nüfus Cüzdanı'nı kaybedip başına onlarca iş gelmiş kişilerin hikayeleriyle dolu... Kiminin adıyla fuhuş yaptırılmış, kiminin adıyla da sahte şirketler açılıp milyonlarca borçlandırılmış... Hatta birçoğu davalık olmuş, mahkum olmuş.


Nüfus cüzdanınız kaybolunca ne yaparsınız

“GAZETEYE kayıp ilanı veririm” dediğinizi duyar gibiyim.

Temel'in kaybolan kaynanasıyla ilgili ilanı gibi değil tabii...


Bilmeyenler için anlatalım.

Temel'in kaynanası kaybolur ve gazeteye şöyle bir ilan verir:

“Kaynanamı kaypettum. Körenlerin insaniyet namına körmemezlikten gelmeleri rica olunur.”

NE YAPILMALI?


Nüfus cüzdanınız kaybolunca ya da çalınınca, gazeteye ilan ve emniyet makamlarına haber vermek yeterli değil. Emniyet biriminden, “nüfus cüzdanının kaybolduğuna ya da çalındığına dair yazı veya tutanak” almak da yeterli değil.

Kaybolan ya da çalınan nüfus cüzdanı nedeniyle, çeşitli sorunlar yaşanabiliyor.

Sözgelimi, cüzdanı çalan ya da bulan kötü niyetli kişiler;

- Bu kimlikle, şirket ya da şirketler kurabiliyorlar,

- Borç taahhütlerine girebiliyorlar,

- Sahte fatura düzenlemek suretiyle, yasa dışı gelir elde edebiliyorlar,

- Cep telefonu hattı alıp tehdit, şantaj, terör vb. amaçlı kullanabiliyorlar.

- Akla gelmeyecek bir çok olumsuz işte ya da faaliyette kullanabiliyorlar.

İşin acı tarafı, nüfus cüzdanı kaybolan ya da çalınan kişi, çoğu kez açılan davalardan haberdar olmamakta, hüküm giyebilmekte ve itiraz etmediği daha doğrusu edemediği kararlardan dolayı mağdur olabilmektedir. Hakkında çıkan arama kararı üzerine yakalanması sonucu da ciddi sorunlar yaşayabilmektedir.

Şimdi diyeceksiniz ki;

“Peki nüfus cüzdanı çalınınca veya kaybolunca başka ne yapacağız?”

Hemen yanıtlayalım;

“Vergi dairesine bildirimde bulunacaksınız.”

BİLDİRİMİN ŞEKLİ


Çok kişi farkında değil. Gelir İdaresi Başkanlığı'nın “Vergi Kimlik Numarası” 2007/1 No.lu İç Genelgesi var.

Bu genelgeye göre;

Gerçek kişiler, nüfus cüzdanlarının kaybolduğu veya çalındığını, bir dilekçe ile vergi dairesine bildirecek ve bu nüfus cüzdanı ile vergi dairelerinde mükellefiyet kaydı yapılmasının engellenmesini talep edecekler.

Bunun için; vergi mükellefi olanların bağlı oldukları vergi dairesine, olmayanların da herhangi bir vergi dairesine başvuruda bulunmaları gerekiyor.

Başvuru dilekçesi ekinde de; TC kimlik numarası belirtilmek suretiyle, nüfus cüzdanının kaybolduğu veya çalındığına dair gazete ilanı ile emniyet birimlerince düzenlenmiş belgenin aslı ibraz edilecek.

SİSTEM NASIL ÇALIŞIYOR


Maliye Başmüfettişi Ahmet Ozansoy'un, Yaklaşım Dergisi'nin Şubat 2010 sayısında yayımlanan makalesine göre; kayıp veya çalıntı nüfus cüzdanı bilgisinin, vergi dairesi sistemine girilmesiyle birlikte, bu nüfus cüzdanına dayanarak yapılacak mükellefiyet işlemleri engellenmiş oluyor.

Kayıp ya da çalıntı nüfus cüzdanı ile işlem yapıldığının sistem tarafından tespiti halinde, bilgisayar ekranında bununla ilgili “uyarı” gözüküyor. Nüfus cüzdanına da el konuluyor.

Aman dikkat!

Nüfus cüzdanınız kaybolduğu ya da çalındığında, vergi dairesine acilen başvurun.

Yoksa çok zor durumlarda kalabilirsiniz.

Kaynak:Şükrü KIZILOT

Devamı...
Gönderen Tiltombak on 15 Şubat 2010 Pazartesi
0 yorum
categories: , | edit post

 1

Devamı...
Gönderen BabaHoroz on
0 yorum
categories: , | edit post

Neden bazı insanlar inanılmaz derecede şanslı iken, diğerleri hak ettikleri olanaklara asla sahip olamazlar?

Bir psikolog, yanıtı bulduğunu söylüyor; 10 yıl önce şansı araştırmaya başladım. Neden bazı insanların hep doğru zamanda doğru yerde oldugunu, diğerlerinin ise sürekli olarak şanssızlıklarla boğuştuğunu merak ediyordum.

Ulusal gazetelere ilan vererek kendilerini her zaman şanslı ya da şanssız hisseden insanların benimle temasa geçmelerini rica ettim. Yüzlerce sıra dışı erkek ve kadın araştırmam için gönüllü oldu. Yıllar boyunca onlarla söyleşiler yaptım, yaşamlarını gözlemledim ve deneylere katılmalarını sağladım. Sonuçlar gösteriyor ki insanlar neden şanslı ya da şanssız olduklarını tam olarak bilemeseler de düşünceleri ve davranışları bu durumu büyük ölçüde açıklıyor.

Bir şans ya da bir fırsat gibi görünen durumları düşünelim. şanslı insanların bu tür fırsatlarla sürekli karşılaşmalarına karşılık şanssız insanlar bunlarla hiç karşılaşmazlar.bu durumun insanların söz konusu fırsatları fark etme yetenekleri arasındaki farklılıklardan mı kaynaklandığını bulmak için basit bir deney yaptım.
Hem şanslı hem de şanssız insanlara bir gazete verdim ve onlardan gazeteyi iyice inceleyip içinde ne kadar fotoğraf olduğunu bana söylemelerini istedim. Gazetenin ortalarında bir yere üzerinde şu not yazılı olan büyük bir mesaj yerleştirdim.deney görevlisine bunu gördüğünüzü söyleyin 250 dolar kazanın bu mesaj sayfanın yarısını kaplıyordu ve yüksekliği 5 cm in üzerinde olan bir fontla yazılmıştı.herkesin yüzünü sabit bakışlarla süzüyordum.. şanssız insanlar bunu fark edemezlerken şanslı insanlar hemen fark ettiler. şanssız insanlar genel olarak şanslı insanlardan daha gergindirler. Bu endişeli ruh hali beklenmeyeni fark etme yeteneklerine zarar verir. Sonuç olarak fırsatları kaçırırlar çünkü başka bir şeyi aramaya aşırı odaklanmışlardır. Partilere, mükemmel eşlerini bulma düşüncesiyle giderler. Bu yüzden de iyi arkadaşlar edinme fırsatlarını kaçırırlar. Belli iş ilanlarını bulmaya kararlı bir biçimde gazeteleri incelerler ve diğer iş olanaklarını kaçırırlar.şanslı insanlar daha rahat ve açıktırlar. Dolayısıyla yalnızca aradıklarını değil orada ne oldugunu da görürler. Araştırmam sonuç olarak şunu gösterdi... şanslı insanlar 4 ilke sayesinde şanslarını yaratırlar. şans fırsatlarını yaratma ve fark etme konusunda beceriklidirler. Sezgilerini dinleyerek şanslı kararlar verebilirler. Olumlu beklentiler sayesinde doğru çıkan tahminlerde bulunurlar. şanssızlığı şansa dönüştüren esnek bir yaklaşım benimserler. Çalışmanın sonuna doğru bu ilkelerin şansı yaratmada kullanılıp kullanılamayacağını merak ettim. Bir grup gönüllüden bir ay boyunca şanslı bir insan gibi düşünüp davranmaya yardımcı olacak egzersizler yapmasını istedim. Çarpıcı sonuçlar; bu egzersizler şans fırsatlarını fark etmeleri, sezgilerini dinlemeleri, şanslı olmayı ummaları ve şanssızlığa karşı daha esnek olmalarında onlara yardımcı oldu. Gönüllüler 1 ay sonra döndü ve neler olduğunu anlattılar. Sonuçlar çarpıcıydı. Bu insanların %80 i artık daha mutluydu, yaşamında daha çok tatmin oluyordu ve belki de en önemlisi daha şanslıydı. Sonuç olarak asla akla gelmeyecek şans faktörünü bulmuştum. Aşağıda profesör wiseman ın şanslı olmak için önerdiği 4 temel ipucu bulunuyor..
1-içsel sezgilerinizi dinleyin, normalde doğru çıkarlar
2-yeni deneyimlere ve normal rutininizi bozmaya açık olun.
3-her gün bir kaç dakikanızı iyi giden şeyleri hatırlayarak geçirin
4-önemli bir toplantı ya da telefon görüşmesi öncesinde kendinizi şanslı olarak hayal edin. şans çoğu zaman doğru çıkan bir tahmindir.


Profesör richard...wiseman üniversitesi hertfordshire

Devamı...
Gönderen BabaHoroz on 12 Şubat 2010 Cuma


Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV) tutarı ve “indirimli vergi avantajını” sıkça sorulan bir soru.. Otomobili olanların en çok sorduğu soru da bu aslında.. Hürriyet yazarı Şükrü Kızılot, iki örnek vererek vergi avantajını bugünkü köşesinde yazdı.

İKİ ÖRNEK

Önce kısaca özetleyelim.

1- Otomobil ya da cipinizin, kasko değerinin yüzde 5’ini hesaplıyorsunuz.

2- Tablodaki sütunda gözüken, vergisi ile kıyaslıyorsunuz.

3- MTV tutarı, kasko değerinin yüzde 5’inden fazla ise, bir alt kademedeki vergiyi ödüyorsunuz (Bir alt kademede vergi de kasko değerinin yüzde 5’inden fazla ise ikinci alt kademeye inemiyorsunuz).

ÖRNEK-1: 2008 model cipin, motor silindir hacmi 3.600 cm3, kasko sigortasına esas değeri ise 150 bin TL olsun. Tabloda 1-3 yaş sütunundaki 3501-4000 cm3 sırasına bakıyoruz; vergisi 8.976 TL. Kasko değerinin yüzde 5’i ise (150 bin TL x % 5 =) 7.500 TL.

Bu durumda, aracın vergisi kasko değerinin yüzde 5’inden fazla olduğu için, bir alt kademedeki vergi 5.711 TL yazıyor. Araç sahibi 8.976 TL yerine 5.711 TL ödeyecek. Böylelikle (8.976 5.711 =) 3.265 TL daha az vergi ödeyecek.

ÖRNEK-2: 2005 model otomobilin, motor silindir hacmi 1.650 cm3, kasko sigortasına esas değeri de 16 bin TL olsun. Tabloda 4-6 yaş sütunundaki 1.601 - 1.800 cm3 sırasına bakıyoruz; vergisi 893 TL. Kasko değerinin yüzde 5’i ise (16 bin TL x % 5 =) 800 TL.

Bu durumda, otomobilin vergisi olan 893 TL kasko değerinin yüzde 5’inden fazla olduğu için, bir alt kademedeki 486 TL ödenecek. Böylelikle araç sahibi, (893-486=) 407 TL daha az vergi ödeyecek.

Özellikle yeni model ve silindir hacmi yüksek araçlarda, vergi avantajı daha çok oluyor.

BAŞVURU ŞART

- 2010 yılında indirimli MTV tarifesinden yararlanabilmek için, yetkili sigorta acenteleri tarafından düzenlenen “bildirim formu” ile vergi dairesine başvuruda bulunulması gerekiyor.

- Araçlarını, kasko sigortası yaptırmayanlar da “MTV indirimi” uygulamasından yararlanabiliyorlar.

- Geçmiş yıllarda kasko değerinin yüzde 5’inden fazla MTV ödeyenler de bir “düzeltme dilekçesi” ile vergi dairesine başvurup, 2005-2009 döneminde fazla ödedikleri MTV’leri iade olarak alabilirler.


Devamı...
Gönderen BabaHoroz on 7 Ocak 2010 Perşembe
0 yorum
categories: , | edit post