15 Kasım Pazar Günü Banu Avar’la Zürih’te bir Konferansta bir araya geldim.

Dünya Düzeni ve Türkiye’nin gidişatı hakkında çarpıcı açıklamalar yapan tecrübeli Gazeteci; TRT den atılma sebebine de tekrar bir açıklık getirdi.

İşte; Toplantıda konuşulanlar ve sizler için Banu Avar’a yönelttiğim sorular:

Banu Avar: Baskılara dayanamadık!

2004-2008 arası çalışma yerim TRT idi. 2008 Mayıs ayında büyük ortadoğu ve asya projesi adı altında bir programın montajını yaparken, montajın ortasında içeriye TRT istanbul'da çalışan bir arkadaşım girdi elinde bir zarfla. Zarfta 15 gün önce işime son verildiği yazıyordu.

15 gün önce işten atılmışım haberim yok. Bu haberi aldıktan sonra gülümseyerek Ankara'yı ziyaret etmeye karar verdim. Bana bir bilgi verilmesi gerekiyordu, çünkü normalde bir senelik bir anlaşmamız vardı.

''En fazla Mail alan program, TRT'nin en yüksek raitingli programı benim programımken ,niye işten atıldım?'' diye sordum. Aldığım cevap şuydu:'' efendim ne yapalım; Amerikan Büyükelçisi, İsrail Büyükelçisi, Gürcistan Büyükelçisi sizi istemiyorlar, baskı yapıyorlar buna daha fazla dayanamadık… Bende teşekkür edip ayrıldım oradan.

Sonrasında ,tek tek Kanalları gezdim ve en önemli isimlere baş vurdum ama nafile... Şu an; kendi kazandığım parayla Avrasya Televizyonunda programları yapmaya çalışıyoruz.

Su faturaları İngilizce ve Almanca

Güney illerimizde yaşayan yabancıların arasına giriyorum, oralarda onları izliyorum ne oluyor bitiyor diye- inanılmaz! Gizli kilise kurmaktan tutun ,adamların örgütlenmesi inanılmaz şekilde yayılıyorlar. Hepsi bir aradalar ve bir anda ayağa kalkıyorlar. Alanya, Fethiye, Didim böyle. Öyle bir taktik çalışma yapıyorlar ki, öyle bir baskı var ki ;artik İngilizce ve Almanca yayınlanıyor Türkiye’deki su faturaları.

Nolur bunlardan biraz örnek alalım. İnanılmaz bir örgütlenmeyi becerebilen bir insan gurubuyla karşı karşıyayız ve bu insan grubunun zekası bizden geri. Batılılar Türklerin zeka seviyesine çıkamazlar!

Kafamızı batıcılık denen bu kanserden kurtarmalıyız!

Batı yaşayabilmek için doğuya elini atmak zorunda!

10 Sene sonra Batı tamamen bitik olacak!

Muhasir medeniyet devamlı değişiyor ve bu artık Batı değil!

Batı bitmiş durumda!

At gözlüğü takıyorlar, neresi medeni bunların?

İsmet İnönü’nün Kültür danışmanı Nurullah Ataç’tı ve bu adam Atatürk'ün ölümünden sonra şunu diyebildi:

''Bizim devrim dediğimiz hareketin amacı; bu ülkeyi batı ülkelerine benzetmektir.

Biz görüyoruz eksiğimizi efendim Yunanca öğrenmedik, Latince öğrenmedik, Avrupalıların eğitiminden geçmedik onun için, ne kadar uğraşsak Avrupalı gibi olamıyoruz.'' Komplekse bakın!

Gençleri hür edebiyatıni öğreterek kurtarabiliriz. Halk musikisini sevenler uygarliğa düşmandır diyor

Nurullah Ataç. Bu laubalilikten vazgeçilmeliymiş. Alaturka dinlemeyecekmişiz ,çünkü Avrupalı olamayız sonra! Buna insanları inandırmaya çalıştılar ve beyin yıkadılar.



Aramıza; Almancıklar, Amerikalıcıklar, İngilizcikler var...

Kendini Alman, Amerikalı, İngiliz, Fransız zanneden bir takım zavallı yaratıklarla karşılaşıyoruz.

Eğer Atatürkçüysek; Mason cemaatlerinden, Fetullah cemaatlerinden, tarikatlardan ve Batıcılık illetinden uzak duracağız.

Bu Millet; çok ilginç bir Millettir ve çok fena tokat atar!

Anında ama son noktada!

Yumurta kapıya gelecek!

Değişik bir Milletiz, böyle bir millet dünya yüzünde yok.

Biz birbirimizin değerini bilelim.

Kompleksli insanlar var etrafımızda...

Batının içimize yerleştirdiği kompleksli Türkiye’den nefret eden insanlarla dolu içimiz.

Biz çok yakında çok değişik durumlar göreceğiz!

Size bakınca ;kökü dışarda olan çiçekleri hatırlıyorum... İnşallah hepiniz kendi topraklarınıza dönersiniz... Sizleri dışarlara, özellikle çalışan işçi olarak gelenleri, dışarlara gönderirken geri dönüşlerini hiç düşünmediler... İnşallah bir gün hepimiz aynı ülkenin sınırları içinde, beraber bir bütün ve bütün o ülkenin zenginlikleriyle rahat rahat yaşarız diye düşünüyorum.

Türkiye ayaklandı!

Türkiye’de inanılmaz bir manzara var!

Medya’da ne kadar hain varsa onları derlediler, topladılar, devşirdiler, para verdiler işte bu gün

ekranlarda gördüğünüz kuklalar boş boş konuşuyorlar, hepsi yalan söylüyor! Hepsi kendi ülkesinden nefret ediyor bir şekilde bu duruma getirdiler ama ne yaparlarsa yapsınlar halk bunlara inanmiyor! Halk inanılmaz sağ duyu sahibi. Bütün şehirlerde herkes sokaklarda. Elinde kopuk bacağıyla Gaziler yürüyor, Şehit aileleri yürüyor. Önlerinde en ufak bir örgütlenme yok ,en ufak bir lider yok. İnanılmaz bir manzara, görseniz ağlamadan bakmanız mümkün değil. Bu halkın genetiğinde bu var. İşte bundan korkuyorlar.

Türkiye nereye gidiyor?

Türkiye iyiye gidiyor!

Şu anda da belirlenmiş adamlar var... Hazırlanıyorlar; bir tanesini söyleyebilirim Tuna Beklevic.

Hatırlarsınız; Tayyip Erdoğan'ın uçağına binmişti. Türkiye küçük millet meclisleri kurmaya çalışıyorlar.Para NDI (Milli Demokrasi Enstitüsü) nden geliyor. Amerika'nın CIA’ye bağlantılı kurumudur. Bunlar vasıtasıyla ve Avrupa Birliğinin çeşitli kurumlarından gelen paralarla, Türkiye’yi bölgelere parçalıyorlar.

Trakya'nın bayrağı bile ayrı, bir bayrak belirlendi. Trakya tamamen ayrı bir bölüm olarak Trakya

Cumhuriyeti olacak çok yakında. Türkiye'yi paramparça etme planları ortalıkta dolaşıyor ama bu halk buna izin vermeyecek! Bunun çalışmaları’da yapılıyor!

Kürt sorunu yoktur!

Kürt sorunu yaratılmak isteniyor!

Malatya’da 8 tane kürt derneği bir araya geldi ,Türk bayrağının önüne geçtiler, biz bunları desteklemiyoruz, biz bu milletin bütünlüğünü istiyoruz biz birlikteyiz dediler, hepsi ayağa kalktılar. Tabii bizim Medya buna yer vermedi ama İnternette kıyamet kopuyor!

Diyarbakır'ın Çınar’ından beni aradılar; 7 tane çocuğum var. Türk bayraği asıyorum, Kafana sıkacağız bu bayrağın altında. 7'sininde kafasına sıkacağız demişler- sıkarsa sıksın hadi bakalım sıkıyor mu dedi ve çocuklarıyla beraber bu bayrağı orada koruyanlar var!

Biz Kürdüyle, Türküyle, Boşnağıyla, Çerkeziyle her birşeyiyle burası Türk demek – Türk bu demek! Bu toprakların içinde beraber Kurtuluş Savaşları verilmiş!

Şu mentalitelerle boğuşmamız gerekecek. Bu çok önemli! Çünkü kendi olamıyor, kendi olamama sebebi; Batı'yı çağdaş zannetmesi, Batı; Orta Çağda yaşıyor, neresi çağdaş bu Batının?

Ben Amerika'da yaşadım uzun zaman. 15 senem İngiltere'de geçti, Fransa'da 3 yıl yaşadım, İsveç'te yaşadım 6 ay.

Ben ciğerini bilirim bunların! Bunlar at gözlüklü insanlardır!

Türkiye iyi bir yere gidecek! Biz Türkiye'yi iyi bir yere götüreceğiz!

İyi duygular vermek için, söylemiyorum bunu. Ben Psikolojik bir operasyonun çok fena halde alıp başını yürüdüğünün duygusundayım: Her şey çok kötü! Türkiye batıyor!

Türkiye asla batmayacak, bu kadarcık şeyle batmaz Türkiye! Nereye batıyor Türkiye? Türkiye'yi halledemediler ve halledemeyecekler! Evet çok kötü bir sürü durumlar var ama olmayacak!

Her geçen gün insanlar örgütleniyorlar! Daha fazla uzun uzun konuşamam...

Hemen yarın bir şey olmayabilir ama öbür gün olacak!

Gideceğimiz yer toplumcu gidişattır. Buraya kadar geldi bu iş. Bir çöküntü yaşandı, doğrudur. Bu oyunun adı batıcılıktır. Bu batıcılık oyununun sayesinde Türkiye bu kadar zayıflatılmıştır. Avrupa birliği diye diye bu salaklık içindeyiz. Bize güveneceğiz önce! İran ve Suriye'ile yakınlaşmak lazım, Rusyayla yakınlaşmak lazım... Avrasya seçeneği çok önemlidir!

Namaz kılacağınıza, bale yapın diyenler var. Zamanında bunlarla çok kavga ettim! Bunu kabul etmek mümkün değildir! Bu “mon cher” kafalarla hiç bir yere varılamaz! Kendiniz gibi olacaksınız. Türk gibi olmak lazım! Birazda siz Milliyetçi olun! Ben TÜRKÜM deyin ve GURUR duyun! Utanmayın! Biz biz olmaktan mutlu olmalıyız!

Banu Avar’a İsviçre’deki Minare krizini sordum. Bakın bu konu hakkında neler söyledi:

Dilimizden, ve dinimizden bizi uzaklaştırmaya çalışıyorlar! Camilere minare konmasın deniliyor. Herkesin bir dini var. Onun kilisesinde falanca şeyini çıkarıcam de, bakın nasıl kıyamet kopuyor. Clintonlar, Obamalar bunlarla ilgileniyor da sen kendi dininle ilgili bir konuda niye ortaya çıkıpta laf etmiyorsun?

Biz Dinimize’de Türklüğümüze’de sahip çıkacağız!

Kendini batılı gören ve batılı demenin ne demek olduğunu bile bilmeyen ama kendini batılı görerek bir takım komplekslerinden sıyrılmayı düşünen bir insan grubu var Türkiye de. Bu küçük bir azınlıktır. Onlar batıya, batıdan çok sahip çıkıyorlar ,Kraldan daha çok kralcılar.

Ben Müslümanım bununla da gurur duyuyorum ve bırakmayacağız bu sahte islamcılara bu işi! Biz dünyanın en son gelen dininin mensuplarıyız!

Bir arkadaşım kısa sure önce Vefat etti. Vefatından once kendisiyle görüşmüştüm. Bana çok önemli bir şey söyledi. Bak dedi, sana kim ki bir katolik olarak bir hıristiyan olarak ben ateim ateim derse sakın inanma! Ben Katolik bir Anne- Babadan doğdum, ölene kadar da katoliğim dedi!

Banu Avar'ın verdiği bu örnek ,her şeyi anlatıyor zaten…

Müslümanlar aşırı dinci diye suçlanıyorlar ama asıl bu suçlamaları yapan insanların içinde daha güçlü bir inanç yatıyor.

Son olarak yazımı, Banu Avar’ın Yurt Dışındaki gençlere seslendiği şu sözle bitirmek istiyorum:

Sevgili kardeşim; seni tuzağa düşürmelerine izin verme! Vereceklerinden çok, alacakları vardır onların. Önce ruhuna el koyarlar, kimliğine, emeğine... Ne kadar iyi köle olursan ol fark etmez. İşlerine yaradığınsürece varsın! İlk işten atılacak olansin ama bu Millet bu Bayrak bu Vatan senin! Bilgin bereketlenecek;emeğin uranyum, altın, petrolle geri dönecek, fabrikaların saat gibi çalışacak ve milletin tok ve mutlu olacaktır! Sen bu yolun yolcusu ol, bil ki gerçek zenginlik, mutluluk ve bereket seni mutlaka bulacaktır.

Bu sözlerle Banu Avar’ın bunca sene bir kez bile dokunulmayan bir yaranın üzerine bastığını hissettim…

Her satırı tek tek boğazıma dizildi…

Gözlerim doldu… Bir an için, kendimi öyle zor tuttum ki. Hiç sırası değil,en önde oturuyorsun, kameralar var, sen buraya haber yapmak için geldin, toparla kendini dedim içimden, hemde defalarca…

Kaynak

Devamı...
Gönderen BabaHoroz on 24 Kasım 2009 Salı

100 yıl önce Balkanlar'da başına gelenlerin neredeyse tıpatıp aynısı bugün Güneydoğu'da karşısında.

Soner Yalçın bugünkü yazısında son günlerin en önemli gündem maddlerinden biri olan Kürt açılımını ele aldı.Yalçın yazısında Osmanlı'nın dağılma döneminde yaşanan olaylarla günümüz Türkiye'sinde yaşanan olaylar arasında paralellik kurarak çeşitli değerlendirmelerde bulundu. İşte Soner Yalçın'ın satırları:

Türkiye dejavu yaşıyor. 100 yıl önce Balkanlar'da başına gelenlerin neredeyse tıpatıp aynısı bugün Güneydoğu'da karşısında. Tek fark, ayrılıkçı çeteler dağdan inerken değil Avrupa'nın baskısıyla cezaevinden çıkarılırken davul-zurnayla karşılanıyor olmasıdır. Üstelik ayrılıkçılar ve karşılama ekibi Türk mahallelerinden geçerek gösteri yapıyorlardı.

ENVER'LER, RESNELİ NİYAZİLER...
İttihat ve Terakki mensubu subayların anı kitapları birbirinden çetin, birbirinden acı sahnelerle doludur.
Hepsi Balkanlar'da ayrılıkçılara karşı mücadele verdi. İttihatçılar zaten komitacılık metotlarını bu gerilla savaşı sürecinde öğrendi. Ve İstanbul'daki Sultan'a karşı aynı yöntemle zafer kazandılar.
Biliyorsunuz ki bu zaferin fitilini, dağa çıkan subaylar ateşledi. Enver'ler, Eyüp Sabri'ler, Resneli Niyazi'ler niye dağa çıkmıştı? Kuşkusuz temel neden sosyo-ekonomikti. Ancak dağa çıkışın "politik psikolojisi" de vardı. İşte bu psikolojik etnik yara, PKK'lıların karşılanma törenleriyle yakından ilgiliydi...

BALKAN OYUNU
Önce biraz geriye gitmemiz gerekiyor...Osmanlı "93 Harbi" adıyla bilinen savaşta Rusya'ya yenilince 3 Mart 1878'de Ayastefanos Antlaşması'nı imzalamak zorunda kaldı. Bu yıkım antlaşmasına göre, Romanya, Sırbistan, Karadağ tam bağımsız oldu; Karadeniz'den Ege Denizi'ne kadar inen koskoca bir Bulgaristan kuruldu. Osmanlılara sözde Bosna-Hersek ve Arnavutluk bırakıldı ama buralarla bir kara bağlantısı yoktu; "Avrupa Türkiye'si" ikiye bölündü. Kısacası Osmanlılar, Balkanlar'dan atılıyordu. Ancak, Rusya'nın Balkanlar'daki nüfuzunu artırması, İngilizleri, Fransızları, Almanları, İtalyanları, Avusturyalıları telaşlandırdı.
Avrupalıların diretmesiyle 13 Temmuz 1878'de Berlin Antlaşması imzalandı. Rusya'nın hâkimiyet alanı daraltıldı; Bulgaristan tekrar küçük bir prensliğe indirildi vs. Tabii bu arada İngilizler, oldubittiyle Akdeniz'in en stratejik adası Kıbrıs'a fiilen el koydular ama ayrıntıya girmeyelim. İşin özü aslında şuydu: Avrupalılar endüstrileşmeyle birlikte dünyayı paylaşım mücadelesine girmiş; fakat "hasta adam" Osmanlı'nın nasıl pay edileceği konusunda bir türlü anlaşamamışlardı. Tabii bu arada bu paylaşım savaşını meşru göstermek için, halkların hoşuna gidecek sözcükleri dillerinden düşürmüyorlardı: İnsan hakları, medeniyet, reform vs. Yani aynı bugünkü gibi...

TERÖR TIRMANIYOR
20'nci yüzyıl başında Balkanlar'daki ayrılıkçı örgütler terörü zirveye çıkardı. Neler yapmadılar ki; Osmanlı Bankası'nı havaya uçurdular; Selanik limanında gemi yaktılar; Vardar köprüsünü tahrip ettiler; birçok insanı kaçırıp fidye aldılar vs...Balkanlar yanıyordu. Örneğin sadece 1903 yılının üç ayında Makedonya'daki terör olaylarında, 5.328 Türk, 6.000 Makedonyalı öldü, 198 ilçe yakılıp yıkıldı, 71 bin kişi evsiz kaldı, 30 bin kişi yurdundan oldu. Mehmetçik yangını söndürebilmek için dört yana koşup duruyordu. Maaşını alamayan, soğukta kendini koruyacak kışlık giysi giyemeyen, hastalıklarla mücadele eden, silahına sürecek mermi bulamayan Mehmetçik o zorlu koşullarda var gücüyle ayrılıkçılara karşı mücadele verdi.
İlk dönemlerde zorlanan ve çok sayıda şehit veren Mehmetçik zamanla gerilla savaşını öğrendi.
Özellikle yeni kurulan Avcı Taburları, tıpkı komitacılar gibi dağlarda yaşayıp, istihbarat toplamaya, iz sürmeye, pusu atmaya başladı. Çete savaşında artık üstünlük Avcı Taburları'ndaydı.

AMA NE OLDU DERSİNİZ?
Avrupa "İnsan hakları ihlalleri var" deyip Balkanlar'da yeni bir güvenlik anlaşması dayattı.
Balkan güvenliğinden sorumlu Makedonya Müfettiş-i Umumisi Hüseyin Hilmi Paşa'nın yanına biri Rus diğeri Avusturyalı iki yardımcı subay verdiler.
Yeni kurulan jandarma biriminin başına ise bir İtalyan general ile 25 yabancı subayı getirdiler. Jandarma okullarının başına da yabancı subaylar atadılar.
Bitmedi... Avusturya Üsküp, İtalya Manastır, Rusya Selanik, Fransa Serez, İngiltere Drama illerinin güvenliğinin sorumluluğunu üstlendi. Böylece 1905 yılında Makedonya, adeta milletlerarası bir memleket görünümü kazandı.

TÜRK MAHALLESİNDEKİ GÖSTERİ
Avrupa'nın istediği güvenlik yapılanmasına rağmen terör bitti mi? Hayır. Üstelik...
Avcı Taburları'nın yakaladığı ayrılıkçı komitacılar yabancı subayların inisiyatifiyle serbest bırakılmaya başlandı. Serbest bırakılmalarının amacını ise hep şöyle açıklıyorlardı: Toplumlar arasında barış sağlamak!
Barış sözcüğünün adı geçince akan sular duruyordu.
"Barışı sağlama" umuduyla cezaevlerinden salıverilenler davul-zurnayla karşılandı. Her salıverilme olayında kutlama yapıldı. Ve bu gösterilere nedense hep Türk mahallelerinin içinden geçilerek başlanıldı.
Ne mesaj vermek istiyorlardı acaba?
Şaka gibi; dün sanki bugün! Yazdım ya dejavu!
Aynı bugün gibi...
Balkanlar'daki Türk köylüsü gibi Türk askeri de bu olup biteni şaşkınlıkla seyretti. Herkes suskundu. Kimse ne yapacağını nasıl davranacağını bilemiyordu.
Acı olaylar yaşanıyordu. Örneğin...
Yabancı subaya selam durmadığı için sokakta herkesin önünde kırbaçlanan Mehmetçik bunu onuruna yediremiyor, tüfeğini ateşliyordu. Gönüllü ölümdü bunun adı. O günlerde idam sehpasına gülümseyerek yürüdü Mehmetçik Halimler...
Ellerinden başka bir şey gelmediğine inanıyorlardı.
Subay direnişi böyle doğdu Balkanlar'da... Avcı Taburları'nda görevli Enver'lerin, Resneli Niyazi'lerin Eyüp Sabri'lerin niye dağa çıktığını sanıyorsunuz siz?
Politik psikoloji bilimi (üstelik kurucusu bir Türk'tür; Prof. Vamık Volkan) bilinmeden bu topraklar anlaşılamaz...

Kaynak

Devamı...
Gönderen BabaHoroz on 30 Ekim 2009 Cuma

Şerefle bitirilmesi gereken en asil görev, Hayattır.
Bir lokma ekmek için , Şerefini çiğnetmeye ;
Bir anlık eğlence için , Servetini tüketmeye ;
Bir zamanlık mevkii için, El ayak öpmeye ;
Günlük menfaatler için , Onurunu terk etmeye ;
Bir kısım insanlara kızıp ,Tüm insanlara düşman olmaya değmez bu hayat !

Devamı...
Gönderen BabaHoroz on 28 Ekim 2009 Çarşamba
0 yorum
categories: , | edit post

Aşağıda okuyacağınız önlemler Dr.Vinay Goyal tarafından herkesin yararlanabilmesi için yayınlanmıştır.

Mikrobun vücuda giriş noktaları yalnızca burun delikleri, ağız ve boğaz

yoluyla olmaktadır.

Çok bulaşıcı bir yapıya sahip olmasından dolayı her

türlü önleme karşı H1N1 virüsüyle temas etmekten kaçınmak veya korunmak

imkânsızdır. H1N1 virüsüyle temas etmek virüsün vücutta çoğalması kadar

önemli değildir.

Sağlığınız yerinde ve H1N1 hastalık belirtileri göstermiyorken virüsün

vücutta üremesini, belirtilerin daha da şiddetlenmesini ve ikincil

enfeksiyonları n gelişmesini önlemek için dikkatimizi N95 veya tamiflu gibi

ilaçları stoklamaya vermek yerine çoğu bildirgelerde bahsedilmeyen bazı çok

basit önlemleri uygulayabiliriz.

1. Ellerin sıklıkla yıkanması ( Bütün bildirgelerde bahsedilmiştir)

2. “Hands-off-the- face” “Ellerinizle yüzünüze dokunmayın” yaklaşımı.

Yemek, banyo ve yara bakımı gibi zorunluluklar dışında yüzünüzün herhangi

bir yerine dokunmaktan kaçınınız.

3. Ilık tuzlu suyla günde iki kere gargara yapınız( tuza güvenmiyorsanı z

listerin kullanınız). H1N1 ‘in boğaz ve burun boşluklarında çoğalıp

enfeksiyona sebep olarak karakteristik belirtileri göstermesi için 2 -3

güne ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir kişinin ılık, tuzlu suyla gargara

yapmasının etkisi hastalığa yakalanmış olan bir kişinin tamiflu kullanması

ile aynıdır. Bu basit ucuz fakat güçlü önleyici yöntemi küçümsemeyiniz.

4. Yukarıdaki 3. önleme benzer olarak; Burnunuzun içini en az günde bir kere

ılık tuzlu suyla temizleyiniz. *Günde bir kere burnunuzu sümkürün ve sonra

ılık tuzlu suya batırılmış pamuk tamponlarla silerek temizleyiniz. Bu yolla

burnunuzda bulunak virüs sayısını etkili bir şekilde azaltmış olursunuz.

5. Narenciye suları gibi C vitamin bakımından zengin olan yiyecekler

kullanarak doğal bağışıklığınızı güçlendiriniz. Eğer ilave olarak C vitamin

kullanmak zorunda iseniz emilimi artırmak için mutlaka Çinko ile birlikte

alınız.

6. Bitkisel çaylar, çay, kahve gibi sıcak veya ılık içeceklerden

içebildiğiniz kadar çok içiniz. * Sıcak içecekler içmek gargara yapmakla

aynı etkiye sahiptir fakat ters yöne doğru. Sıcak içecekler virüsleri

yaşamaları mümkün olmayan ortama sahip olan mideye doğru yıkayarak

götürürler. H1 N1 virüsü mide’de çoğalamaz, herhangi bir zarar veremez ve

hayatiyetını devam ettiremez.

Devamı...
Gönderen BabaHoroz on 25 Ekim 2009 Pazar


Ordu Sağlık Müdürü Yılmaz Dündar, normal doğumun yapılabileceği bir durumda sezaryen gibi gereksiz bir karın ameliyatı geçirilmemesi gerektiğini uyarısında bulundu.

Yılmaz Dündar yaptığı açıklamada, anne ve bebek sağlığına büyük önem verdiklerini, sağlıklı annelerden sağlıklı bebekler olacağı göz önünde tutularak hamile kalmadan önce mutlaka hastane ve sağlık ocaklarına başvurulması gerektiğini kaydetti. Hamile kalındığının öğrenilmesinin hemen ardından düzenli gebelik takiplerinin yaptırılması gerektiğini ifade eden Dündar, "Tüm sağlık ocakları, sağlık evlerinde ücretsiz olarak gebe ve bebek takipleri yapılabilmektedir. Anne ve bebek sağlığı açısından bir diğer önemli konu, doğumların hastane şartlarında yapılmasıdır. İlimizde her 100 gebeden 98'i hastanede doğum yapmaktadır. Amacımız tüm doğumların hastanelerde gerçekleşmesidir" dedi.

Anne ve bebek sağlığını olumsuz etkileyen bir faktörde sezaryen ile yapılan doğum oranının yüksek olması olduğunu belirten Dündar, "Normal doğum, doğal ve fizyolojik bir süreçtir. Sezaryen ise, tıbbi gereklilik hallerinde kullanılması gereken bir ameliyattır. Normal doğum sağlıklı bir şekilde yapılabileceği bir durumda normal doğum yapılmalı, anne gereksiz bir karın ameliyatı geçirmemelidir. Annenin doğum sürecindeki ağrılı döneme ilişkin ve endişesi sezaryen isteğini artırmaktadır. Anne adayının günü geldiğinde sancı çekmeye başlaması, bebeğin düş dünyaya uyumunu sağladığının göstergesidir. Bu nedenle tıbbı açıdan gerekmedikçe, sezaryene başvurulmaması doğrudur. Özellikle gebelik dönemi izlenimlerinde, kadının bu endişelerini gidermeye yönelik sağlık çalışanları ve uzman hekimler tarafından danışmalık yapılmalı, gerekirse profesyonel destek verilmelidir" diye konuştu.

Normal doğumda annenin günlük yaşama geçişinin sezaryene göre daha hızlı olduğunu işaret eden Dündar, şöyle konuştu: "Sezaryenden sonra iyileşme süreci daha fazla zaman almaktadır. Normal doğumdan annenin kanama, iltihap, organ doku hasarı, pıhtı oluşumu riski sezaryene göre daha düşüktür. Normal doğum ekonomik açıdan da daha uygundur. Sezaryen ameliyatı çocuğun sağlığını da olumsuz etkileyebilir. Bebeğin olması gerekenden daha önce doğması, çeşitli solunum sistemi problemlerine ameliyat sırasında yaralanmalara hatta bir sonraki gebelikte çeşitli sorunlara yol açabilir. İkinci ve üçüncü gebeliği de engelleyebilir. Hamileliğin başından itibaren doğum şeklini düşünmek doğum stresini artırabilir. Doğum şeklini hamileliğinin son birkaç ayında sizi takip eden ebe ve doktor ile konuşmanız, buna göre vermeniz en uygunu olacaktır. Tıbbı gereklilik yoksa doğal olan ve bebeğin sağlığı için en iyisidir."

İHA

Devamı...
Gönderen BabaHoroz on 19 Ekim 2009 Pazartesi
0 yorum
categories: , | edit post

BAĞIMSIZ TÜRK DEVLETLERİ

MİLLİ MARŞLARI

image00127.jpg

AZERBAYCAN:

Azərbaycan! Azərbaycan!
Ey qəhrəman övladın şanlı Vətəni!
Səndən ötrü can verməyə cümlə hazırız!
Səndən ötrü qan tökməyə cümlə qadiriz!
Üçrəngli bayrağınla məsud yaşa!

Minlərlə can qurban oldu!
Sinən hərbə meydan oldu!
Hüququndan keçən əsgər,
Hərə bir qəhrəman oldu!

Sən olasan gülüstan,
Sənə hər an can qurban!
Sənə min bir məhəbbət
Sinəmdə tutmuş məkan!

Namusunu hifz etməyə,
Bayrağını yüksəltməyə,
Cümlə gənclər müştaqdır!
Şanlı Vətən! Şanlı Vətən!
Azərbaycan! Azərbaycan!

KAZAKİSTAN:

Jaralğan namıstan kaharman halıqpız,
Azattıq jolında jalındap janıppız,
Tağdırdın tezınen, tozaqtın ozınen,
Aman sav qalıppız, aman sav qalıppız.

Erkındık qıranı şarıqta,
Eldıkke şaqırıp tırlıkte,
Alıptın quatı halıqta,
Halıqtın quatı bırlıkte.

Ardaqtap anasın, qurmettep danasın,
Bavurğa basqanbız, barşanın balasın,
Tatulıq, dostıqtın kiyelı besıgı,
Meyirban ulu otan, Qazaqtın dalası.

Erkındık qıranı şarıqta,
Eldıkke şaqırıp tırlıkte,
Alıptın quatı halıqta,
Halıqtın quatı bırlıkte.

Talaydı otkerdık, otkenge salavat,
Keleşek ğajayıp, keleşek ğalamat !
Ar-ojdan, ana tıl, önege saltımız,
Erlıkte, eldıkte urpaqqa amanat !!!

Erkındık qıranı şarıqta,
Eldıkke şaqırıp tırlıkte,
Alıptın quatı halıqta,
Halıqtın quatı bırlıkte.

Türkiye Türkçesi:

Namuslu ve kahraman bir milletiz,
Hürriyet yolunda, kor gibi yanmışız,
Kötü kader ve karanlık günlerden,
Aydınlığa çıkmışız, aydınlığa çıkmışız.

Hürriyet meşalesi ileri,
Uyansın Millet bilinci,
Delikanlılığın gücü halkta,
Halkın gücü ise birlikte.

Anasına ve alimlerine hürmet eden,
Aramıza nice insanları kabul eden,
Dostluk ve yaşama sevincinin beşiği,
Merhametli vatan, ulu Kazak bozkırı.

Hürriyet meşalesi ileri,
Uyansın Millet bilinci,
Delikanlılığın gücü halkta,
Halkın gücü ise birlikte.

Elveda! Karanlık geçmiş ve kötü kadere,
İstikbalimiz parlak ve istikbalimiz açık,
Ar, namus, ana dil ve ahlak bizim yolumuz,
Yiğitlikte, milli birlikte gençlere emanet.

Hürriyet meşalesi ileri,
Uyansın Millet bilinci,
Delikanlılığın gücü halkta,
Halkın gücü ise birlikte.

TÜRKMENİSTAN:

Türkmenbaşyň guran beýik binasy,
Berkarar döwletim, jigerim-janym,
Başlaryň täji sen, diller senasy,
Dünýä dursun, sen dur, Türkmenistanym!

Janym gurban saňa, erkana ýurdum,
Mert pederleň ruhy bardyr köňülde.
Bitarap, garaşsyz topragyň nurdur,
Baýdagyň belentdir dünýäň öňünde.

Türkmenbaşyň guran beýik binasy,
Berkarar döwletim, jigerim-janym,
Başlaryň täji sen, diller senasy,
Dünýä dursun, sen dur, Türkmenistanym!

Gardaşdyr tireler, amandyr iller,
Owal-ahyr birdir biziň ganymyz.
Harasatlar almaz, syndyrmaz siller,
Nesiller döş gerip gorar şanymyz.

Türkmenbaşyň guran beýik binasy,
Berkarar döwletim, jigerim-janym,
Başlaryň täji sen, diller senasy,
Dünýä dursun, sen dur, Türkmenistanym!

Arkamdyr bu daglar, penamdyr düzler,
Ykbalym, namysym, togabym, Watan!
Saňa şek ýetirse, kör bolsun gözler,
Geçmişim, geljegim, dowamym Watan!

KIRGIZİSTAN:

Ak möñgülüü aska zoolor, talaalar,

Elibizdin canı menen barabar.

Sansız kılım Ala-Toosun mekendep,

Saktap keldi bizdin ata-babalar.

Algalay ber, Kırgız el,

Azattıktın ýolunda.

Örkündöy ber, ösö ber,

Öz tagdırıñ koluñda.

Bayırtadan bütköm münöz elime,

Dostoruna dayar dilin berüügö.

Bul ıntımak el birdigin şiretip,

Beykuttuktu beret Kırgız ýerine.

Algalay ber, Kırgız el,

Azattıktın ýolunda.

Örkündöy ber, ösö ber,

Öz tagdırıñ koluñda.

Atkarılıp eldin ümüt, tilegi,

Ýelbiredi erkindiktin ýelegi.

Bizge ýetken ata saltın, murasın,

Iyık saktap urpaktarga bereli.

Algalaý ber, Kırgız el,

Azattıktın ýolunda.

Örkündöy ber, ösö ber,

Öz tagdırıñ koluñda.



ÖZBEKİSTAN:

Serquyosh, hur o’lkam, elga baxt, najot,
Sen o’zing do’stlarga yo’ldosh, mehribon!
Yashnagay to abad ilmu fan, ijod,
Shuhrating porlasin toki bor jahon!

Oltin bu vodiylar - jon O’zbekiston,
Ajdodlar mardona ruhi senga yor!
Ulug’ xalq qudrati jo’sh urgan zamon,
Olamni mahliyo aylagan diyor!

Bag’ri keng o’zbekning o’chmas iymoni,
Erkin, yosh avlodlar senga zo’r qanot!
Istiqlal mash’ali, tinchlik posboni,
Haqsevar, ona yurt, mangu bo’l obod!

Oltin bu vodiylar - jon O’zbekiston,
Ajdodlar mardona ruhi senga yor!
Ulug’ xalq qudrati jo’sh urgan zamon,
Olamni mahliyo aylagan diyor!

DOĞU TÜRKİSTAN KURTULUŞ MARŞI

Qurtulush Marşi (Uygur Türkçesi)

Kurtuluş Marşı (Türkiye Türkçesi)

Qurtulush yolinda sudek aqti biznig qanimiz,
Sen üçün ey yurtimiz bolsun pida janimiz.
Qan kiçip hem jan birip akhir qurtuldurduq sini,
Qelbimizde qutquzushqe bar idi imanimiz.

Yar hem dem boldi biznig himmitimiz sen üçün,
Dunyani sorghan idi ötken ulugh ejdadimiz.
Yurtumuz biz yüz-közigni qan birle pakizliduq,
Emdi hiç kirletmigeymiz çünki Türktur namimiz.

Kurtuluş yolunda su gibi aktı kanımız,
Senin için ey yurdum, olsun feda canımız
Kan dökerek, can vererek, seni kurtardık,
Kalbimizde, kurtuluş için imanımız vardı.

Yar oldu, himmetimiz sana,
Dünyaya hükmetmişti geçmiş ecdadımız.
Yurdum, kanla temizledim seni,
Artık kirletmeyiz, Türk’tür adimiz

Kaynak

Devamı...
Gönderen Tiltombak on 14 Ekim 2009 Çarşamba
0 yorum
categories: | edit post



Kıyamet günü sandığımızdan daha mı yakın? Bilimkurgu, dünyanın saldırıya uğradığını söylüyor. Meteorlar, katil bakteriler veya bilgisayarların isyanı...Bu kıyamet senaryoları gerçek olabilir mi? Fırtınalar, seller, kuraklık, ani hava değişimleri gittikçe yaygınlaşıp sıradan olaylara dönüşüyor. Küresel ısınma ile iklimleri altüst eden insanoğlu dünyanın sonunu mu getiriyor?

Farklı bir yakıt türü, uzun vadedeki felaketleri önlemek için bir çözüm sağlayabilir mi? Mutasyona uğrayan ölümcül mikroplar insanoğlunun katili olabilir mi? Bir diğer tehdit ise uzayın derinliklerinden gelip bizi vurabilecek olan asteroitler. Kıyamet kehanetçilerine göre ise insanoğlunun sonunu getirecek tehdit, kendi yarattığı akıllı makineler olacak. İnsanoğlu gerek doğal gerekse yapay tehlikelerin gölgesinde yaşamayı sürdürüyor. Bilim bize yardım elini uzatıyor. Acaba o eli zamanında tutabilecek miyiz?

Devamı...
Gönderen BabaHoroz on 13 Ekim 2009 Salı
0 yorum
categories: | edit post

*Tuzlu Su Mucizesi:*

Denize girdikten sonraki dinlenmişlik ve arınmışlık halini hepimiz biliriz. Havuza girdiğimizde ise bunu hissetmeyiz. Sebebi sudaki tuzdur. Tuzlu su bedende birikmiş negatif elektriği iletkenliği sayesinde sizden alır götürür.

Sizler de akşam eve geldiğinizde bütün günün üzerinizde bıraktığı ağır etkiler ve stresten kurtulmak için yada toplantı, sınav gibi üzerinizde gerilim yaratan durumlardan önce ellerinizi bir miktar (1 litre suya iki çorba kaşığı tuz yeterli) tuzlu suyla yıkadığınızda bu birikmiş olan negatif elektrikten kurtulur ve arınırsınız. Benim uyguladığım yöntem, her akşam eve geldiğimde ellerimi sabunlamadan önce, ellerimi, banyomda lavabo başında hazırlayıp bıraktığım bir miktar tuzlu su ile yıkamak oluyor. Belirtmeliyim ki reiki ve şifa ile uğraşan dostlarım da seans öncesi ve sonrası bunu uygulamaları kendilerini ve uygulatıcıyı korumada büyük yarar sağlıyor. Duş alırken de arada tuzlu suyu başınızdan aşağıya dökerseniz tam ve net sonuçlar alırsınız. İş dönüşü ayaklarınızı tuzlu suyla yıkamak tahmin ettiğinizin ötesinde bir yarar sağlar.


*Kulak Masajı:*

Kulak, ceninin ana rahmindeki duruşunun şematik olarak aynısıdır. Ve tüm akupunktur noktaları kulak üzerinde bu esasa göre yer almıştır. Şimdii... başınız, boynunuz, beliniz, sırtınız, bacaklarınız, kalçanız, ayaklarınız, omzunuz ağrıdığında yapacağınız tek şey kulaklarınıza masaj yapmak.

Kulağınızı baş ve işaret parmaklarınızın arsına alarak kulak kepçesinden başlayarak, dayanabildiğiniz kadar güçlü ve sıkarak masaj yapın. İlk anda bazı noktalar acıyacaktır (bunlar bedendeki ağrıyan bölgelerin kulaktaki refleks noktalarıdır). Kısa bir süre sonra bu ağrılar kaybolacaktır. 2-3 dakika bu masajı yapmanız yeterli olur. İsterseniz uzatabilirsiniz de. Zaten masajın sonuna doğru bedeninize bir sıcaklıklığın yayıldığını hissedeceksiniz. Bunun ardından ağrılarınızın azaldığını ve kaybolduğunu da... Hiç bir yan etkisi olmayan bu uygulamayı herzaman her yerde kendinize ve ağrısı olan yakınlarınıza uygulayabilirsiniz. Yorulduğunuzda, uzun otobüs ya da araba yolculuklarında oturmaktan ağrılara maruz kaldığınızda, çok üşüdüğünüzde ve bedeninizi dengeye kavuşturmak için mucize benzeri bu uygulamayı kullanabilirsiniz,
- Dört tane ağrı kesici aldım. Hala ağrıyor,
diyerek baş ağrısından kıvranan taksi şöförünün ona yaptığım iki dakikalık kulak masajının ardından yaşadığı mutlu şaşkınlıkla benden ücret almadan teşekkürlerle uğurladığını hala hatırlıyorum. Önemli olan kulağın her noktasına dokunun. Kulağınız size hemen yanıt verecektir. Kulaklar bedeni hisseder, görür ve duyar. Siz de şefkatli ellerinizi esirgemeyin.


*Vizyon Çalışması:*

Gözlerinizi kapatın yada kapatmayın fark etmez. Çeşitli görüntülerle kendinizi temizlediğinizi, müsbet enerjilerle dolduğunuzu düşleyin. Beyin hayal gücüyle gerçeği ayırd etmez. Bunlara tepki verir. Tıpkı kabuslardan nefes nefese yada ağlayarak uyanmamız gibi. Ben bu vizyonlarda kendimi tropik bir adada ağaçların çevrelediği, dibi görünen berrak bir suya sahip olan güvenli bir göle daldığımı düşünürüm. Suyun içinde yüzdüğümü ferahlatıcı hissi olan suyu teneffüs ettiğimi ve bu suyun bütün hücrelerimin içinden geçtiğini ve geçerken bedenimdeki bütün kirliliği, tortuları ve negatif birikintileri alıp götürdüğünü düşlerim. Temizlendiğimi ve arındığımı hissederim. Siz de kendinize ait vizyonlarınızı oluşturun. Kural yok, belli şekiller yok, özgürsünüz. Bilin ki bedeniniz ve beyniniz buna tepki verecektir. Bunu sıklıkla yapın ve inanın.

Problemlerinize odaklanmak yerine içinizdeki o muazzam şifaya odaklanın. Sizi her an yakalanabileceğiniz amansız hastalıklardan koruyan tıbbın çare bulamadığı kadar güçlü ve karmaşık hastalıklardan daha güçlü olduğu için sizi koruyan şifayı düşünün. Ve ona teşekkür edin.

Devamı...
Gönderen Tiltombak on 10 Ekim 2009 Cumartesi

http://www.procreo.jp/labo/flower_garden.swf

Üstteki linke tıklayıp,açılan sayfada istediğiniz yere mausunuzla tıklatın ve basılı tutun.


http://svt.se/hogafflahage/hogafflaHage_...stekor.swf

Atların üzerine tıklatıp, tekrarlayın.Kulaklarınızın pası silinsin Smile


Aşağıdaki linke tıkladıktan sonra, Türkçe karakter kullanmadan "İsminizi" yazın sürpriz sizi bekliyor.

http://www.star28.net/snow.html

Devamı...
Gönderen Tiltombak on

Günün adamı olmaya çalışma,hakikatin adamı olmaya çalış... Çünkü gün değişir, Hakikat değişmez...


“Sormaz” ki bilsin! “Sorarsa” bilir!

“Bilmez” ki sorsun! “Bilirse” sorar!



[Andre Gide]




Devamı...
Gönderen Tiltombak on
0 yorum
categories: | edit post