55. Sure olan Rahman Suresinde, 78 ayetin 31 tanesinde O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz ?( Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlıyorsunuz ?) diyor.Ömer Çelakıl ayet numaralarını toplamış ve 1433 rakamını bulmuş,bende kontrol ettim doğru.Hicri 1433,Miladi 2012 dir.



بسم الله الرحمن الرحيم
Bismillāhirahmānirahīm
Rahmân Ve Rahîm Olan Allahın Adıyla.
1.
الرَّحْمَنُ
Er rahman.
Rahmân
2.
عَلَّمَ الْقُرْآنَ
Alleme lkur'ane.
Kur'an'ı öğretti.
3.
خَلَقَ الْإِنسَانَ
Halekal insane.
İnsanı yarattı.
4.
عَلَّمَهُ الْبَيَانَ
Allemehul beyan.
Ona beyanı (düşünüp ifade etmeyi) öğretti.
5.
الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبَانٍ
Eş şemsu vel kameru bi husban.
Güneş ve ay bir hesaba göre hareket etmektedir.
6.
وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ
Ven necmu veş şeceru yescudan.
Otlar ve ağaçlar (Allah'a) boyun eğerler
7.
وَالسَّمَاء رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَ
Ves semae rafeaha ve vedaal mizan.
Göğü yükseltti ve ölçüyü koydu.
8.
أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ
Ella tatğav fil mizan.
Ölçüde haddi aşmayın.
9.
وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ
Ve ekıymul vezne bil kıstı ve la tuhsirul mizan.
Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın.
10.
وَالْأَرْضَ وَضَعَهَا لِلْأَنَامِ
Vel erda vedaaha lil enam.
Allah yeri yaratıklar için var etti.
11.
فِيهَا فَاكِهَةٌ وَالنَّخْلُ ذَاتُ الْأَكْمَامِ
Fiha fakihetuv ven nahlu zatul ekmani.
Orada meyve(ler) ve salkımlı hurma ağaçları vardır.
12.
وَالْحَبُّ ذُو الْعَصْفِ وَالرَّيْحَانُ
Vel habbu zul asfi ver rayhan
Yapraklı taneler, hoş kokulu bitkiler vardır.
13.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
14.
خَلَقَ الْإِنسَانَ مِن صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِ
Halekal'insane min salsalin kelfahhari.
Allah insanı, pişmiş çamur gibi bir balçıktan yarattı.
15.
وَخَلَقَ الْجَانَّ مِن مَّارِجٍ مِّن نَّارٍ
Ve hale kalcanne min maricin min narin.
"Cin" i de yalın bir ateşten yarattı.
16.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
17.
رَبُّ الْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ الْمَغْرِبَيْنِ
Rabbulmeşrikayni ve rabbulmağribeyni.
O iki doğunun ve iki batının Rabbidir.
18.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
19.
مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ
Mereclbahreyni yeltekıyani.
(Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar.
20.
بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَّا يَبْغِيَانِ
Beynehuma berzahun la yebğıyani.
(Fakat) aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar.
21.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
22.
يَخْرُجُ مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤُ وَالْمَرْجَانُ
Yahrucu minhumellu'lu velmercanu.
O denizlerin her ikisinden de inci ve mercan çıkar.
23.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
24.
وَلَهُ الْجَوَارِ الْمُنشَآتُ فِي الْبَحْرِ كَالْأَعْلَامِ
Ve lehulcevarilmunşeatu fiylbahri kela'lami.
Denizde akıp giden dağlar gibi yüksek gemiler de O'nundur.
25.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
26.
كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ
Kullu men 'aleyha famin
Yer üzerinde bulunan her canlı yok olacaktır.
27.
وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ
Ve yebka vechu rabbike zulcelali vel'ikrami.
Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır.
28.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
29.
يَسْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ
Yes'eluhu men fiyssemavati vel'ardı kulle yevmin huve fiy şe'nin.
Göklerde ve yerde bulunanlar, (her şeyi) O'ndan isterler. O, her an yeni bir ilahi tasarruftadır.
30.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
31.
سَنَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهَا الثَّقَلَانِ
Senefruğu lekum eyyuhessekaleni.
Yakında sizi de hesaba çekeceğiz, ey cinler ve insanlar!
32.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
33.
يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنسِ إِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَن تَنفُذُوا مِنْ أَقْطَارِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ فَانفُذُوا لَا تَنفُذُونَ إِلَّا بِسُلْطَانٍ
Ya ma'şerelcinni vel'insi inisteta'tum en tenfusu min aktarissemavati vel'ardı fenfuzu la tenfizune illa bisultanin.
Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin uçlarından bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse geçip gidin. Büyük bir güç olmadıkça geçip gidemezsiniz.
34.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
35.
يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِّن نَّارٍ وَنُحَاسٌ فَلَا تَنتَصِرَانِ
Yurselu 'aleykuma şuvazun min narin ve nuhasun fela tentesırani.
Üstünüze ateşten yalın bir alevle kıpkızıl bir duman gönderilir de kendinizi koruyamazsınız.
36.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
37.
فَإِذَا انشَقَّتِ السَّمَاء فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِ
Feizenşakkatesissemau fekanet verdeten keddihani.
Gök yarılıp da, yanıp kızaran yağ gibi kırmızı gül haline geldiği zaman (haliniz ne olur?)
38.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
39.
فَيَوْمَئِذٍ لَّا يُسْأَلُ عَن ذَنبِهِ إِنسٌ وَلَا جَانٌّ
Feyevmeizin la yus'elu 'an zenbihi insun vela cannun.
İşte o gün ne insana, ne cine günahı sorulmayacak.
40.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
41.
يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِسِيمَاهُمْ فَيُؤْخَذُ بِالنَّوَاصِي وَالْأَقْدَامِ
Yu'refulmucrimune bisiymahum feyu'hazu binnevasıy vel'akdami.
Suçlular simalarından tanınır da, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar.
42.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
43.
هَذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَ
Hazihi cehennemulletiy yukezzibu bihelmucrimune.
İşte bu suçluların yalanladıkları cehennemdir.
44.
يَطُوفُونَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَمِيمٍ آنٍ
Yetufune beyneha ve beyne hamiymin anin.
Onlar, cehennem ateşi ile yüksek derecede kaynar su arasında gider gelirler.
45.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
46.
وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ
Ve limen hafe mekame rabbihi cennetani.
Rabbinin huzurunda (hesap vermek üzere) duracağından korkan kimseye iki cennet vardır.
47.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
48.
ذَوَاتَا أَفْنَانٍ
Zevata efnanin.
İki cennet de (ağaçlar, meyveler, rengarenk bitkiler gibi) çeşit çeşit güzelliklerle bezenmiştir.
49.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
50.
فِيهِمَا عَيْنَانِ تَجْرِيَانِ
Fiyhima 'aynani tecriyani.
İçlerinde akan iki pınar vardır.
51.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
52.
فِيهِمَا مِن كُلِّ فَاكِهَةٍ زَوْجَانِ
Fiyhima min kulli fakihetin zevcani.
İkisinde de her meyveden çift çift vardır.
53.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Febieyyi alai rabbikuma tukezziban.
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
54.
مُتَّكِئِينَ عَلَى فُرُشٍ بَطَائِنُهَا مِنْ إِسْتَبْرَقٍ وَجَنَى الْجَنَّتَيْنِ دَانٍ
Muttekiiyne ala furuşim betainuha min istebrak ve cenel cenneteyni dan.
Onlar astarları kalın ipekten olan döşeklere yaslanırlar. Bu iki cennetin meyveleri (zahmetsizce alınacak kadar) yakındır.
55.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban.
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
56.
فِيهِنَّ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ
Fihinne kasıratut tarfi lem yatmishunne insun kablehum ve la can.
Oralarda bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş dilberler vardır. Onlara eşlerinden önce ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.
57.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban.
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
58.
كَأَنَّهُنَّ الْيَاقُوتُ وَالْمَرْجَانُ
Ke ennehunnel yakıtı vel mercan.
Onlar sanki yakut ve mercandır.
59.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Fe be eyyi alai rabbikuma tukezziban.
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
60.
هَلْ جَزَاء الْإِحْسَانِ إِلَّا الْإِحْسَانُ
Hel cezaul ıhsani illel ihsan.
İyiliğin karşılığı, yalnız iyiliktir.
61.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban.
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
62.
وَمِن دُونِهِمَا جَنَّتَانِ
Ve min dunihima cennetan.
Bu iki cennetten başka iki cennet daha vardır.
63.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
64.
مُدْهَامَّتَانِ
Mudhammetan
O iki cennet koyu yeşil renktedir.
65.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
66.
فِيهِمَا عَيْنَانِ نَضَّاخَتَانِ
Fihima aynani neddahatan.
İçlerinde kaynayan iki pınar vardır.
67.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
68.
فِيهِمَا فَاكِهَةٌ وَنَخْلٌ وَرُمَّانٌ
Fihima fakihetuv ve nahluv ve rumman
İçlerinde her türlü meyve, hurma ve nar vardır.
69.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
70.
فِيهِنَّ خَيْرَاتٌ حِسَانٌ
Fihinne hayratun hısan
Onlarda huyları güzel, yüzleri güzel dilberler vardır.
71.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
72.
حُورٌ مَّقْصُورَاتٌ فِي الْخِيَامِ
Hurum maksuratun fil hıyam
Onlar, çadırlara kapanmış hurilerdir.
73.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
74.
لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ
Lem yatmishunne insun kablehum ve la can
Onlara, eşlerinden önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur.
75.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
76.
مُتَّكِئِينَ عَلَى رَفْرَفٍ خُضْرٍ وَعَبْقَرِيٍّ حِسَانٍ
Muttekiiyne ala rafrafin hudriv ve abkariyyin hısan
Onlar yeşil yastıklara ve güzel yaygılara yaslanırlar, (nimetlenirler).
77.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
78.
تَبَارَكَ اسْمُ رَبِّكَ ذِي الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ
Tebarakesmu rabbike zil celali vel ikram.
Azamet ve ikram sahibi Rabbinin adı yücedir.

Devamı...
Gönderen BabaHoroz on 23 Şubat 2011 Çarşamba
0 yorum
categories: , | edit post

"Her horoz kendi kümesinde öter
Denizli Horozu ise her yerde öter "

Denizli Horozu

Denizli'nin sembolü olan "Denizli Horozu", renk ve vücut yapısı itibariyle ahenkli uzun ve güzel ötüşleriyle, ilimize en uzak yörelere kadar isim yapmış yerli bir ırkımızdır. Bazılarına göre Osmanlı imparatorluğu zamanında Arnavutluk'tan İstanbul'a getirilen uzun ötüşlü Berat Horozlarının Denizli'ye getirilmesi ve Denizli'deki yerli tavuklarla melezleşmesinden oluştuğu üretildiği söylenmekte ise de bu doğru değildir. Zira renk ve vücut yapısı bakımından aralarında hiç bir benzerlik yoktur. Denizli Horozu bu bölgedeki insanların eskiden beri uzun ötüşlü horozlara gösterdikleri özen sonucu kendiliğinden oluşmuş bir ırktır.

Denizli Horozu Denizli Horozu Denizli Horozu Denizli Horozu

Denizli Horozunun gözleri siyah ve sürmelidir. Bacakları koyu gri veya mor, ibik balta ibik şeklinde, kulakçık kırmızı veya kırmızı üzerinde beyaz benekli genel renk, siyah kirli beyaz ortaklaşa karışım halindedir. Bazen kanat tüyleri üzerinde kahverengi renkler bulunur. Al horozlarda ise siyah-kırmızı ortaklaşa karışım halindedir. Canlı ağırlık ortalama 3-3.5 kg. civarındadır.

Denizli Horozları renklerine, vücut yapılarına ve ibik şekillerine göre 3'e ayrılır. Renklerine göre Demirkır, Pamukkır, Kınalı, Al, Siyah ve Kürklü olmak üzere 6 tipe ayrılırlar. Vücut yapılarına göre Yüksek boyun, Sülün, ve Küpeli olmak üzere 3 tipi vardır. ıbik şekillerine göre ise Geniş ıbik ve Dar ıbik olmak üzere 2 tipi vardır.

Denizli Horozunun sesi, tonuna ve netliğine göre de sınıflandırılır. Ses tonuna göre ince, davudi, kalın ses olmak üzere 3'e ayrılır. Davudi ses, ince sesle kalın ses arasında ve kalın sese yaklaşan tek bir sestir. Niteliğine göre net ses, hüzünlü ses, cırtlak ses, dalgalı ses (alaycı ses) olmak üzere 4'e ayrılır.

Denizli Horozları'nın ötüşleri bütün kabiliyetin ortaya konulmasıyla yapılır. Ötüşleri, ötüş anındaki vücut pozisyonuna göre Aslan Ötüş, Kurt Ötüşü, Yiğit Ötüşü, Pus Ötüşü olmak üzere 4'e ayrılır.

Denizli Horozu Denizli Horozu Denizli Horozu

İyi bir Denizli Horozu'nda görünüş canlı bacaklar, boyun uzun ve kuvvetli göğüs, geniş ve derin kuyruk, dik başa doğru meyilli olmalıdır. Tavukta da aynı özellikler aranır. Denizli Horozları'nın birinci yılda ötüş uzunlukları 20-25 sn. olmaktadır.

Tarım İl Müdürlüğü bünyesinde oluşturulan Denizli ırkı üretim birimince yetiştirilen Denizli Horozları genel olarak 100 başlık bir sürü halinde elde tutulmaktadır. Damızlık horozlar seçildikten sonra kalanlar Mart, Nisan ayından itibaren yurdun çeşitli yerlerinden gelen taleplere göre satılmakta, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran aylarında, ilde civciv satışı yapılmaktadır.

Denizli Horozu



Hierapolis Antik Kenti / Arkeoloji Müzesi

Yazıt bir tıp öğrencisinin mezar şiiridir. Taştaki horoz motifi orijinaldir ve antik dönemde genç erkekleri simgelemektedir. yani horoz bu yazıtla aynı tarihte yapılmıştır. Yazıtın tarihi yaklaşık olarak İ.S. 2.yy dır.

Yazıtın Çevirisi
"Değerli Apollonnides, seni ailen ağıt yakarak gömdü.
Sen ki genç erkekler arasında en iyisi ve hekimler
arasında en beceriklisisin. 18 yaşındaki yaşıtları
tanrıya sitem ediyorlar. bu anı altarını en son görev
olarak Menandros dikti.O, ona arkadaş olarak bir
kardeş kadar yakındı."



Laodikya Antik Kenti Kazı Alanı


Laodikya Antik Kenti

Kaynak:

Devamı...
Gönderen BabaHoroz on 5 Şubat 2011 Cumartesi
0 yorum
categories: , | edit post

Videosu

Flag of Turkey.svg Serinhisar
Denizli Siyasi Haritası

Harita
Türkiye'de bulunduğu yer

Bilgiler:
Şehir nüfusu: 11495
İlçe nüfusu: 15864
Nüfus itibariyle: 2008
Yüzölçümü: 274 km²
Nüfus yoğunluğu: 45/km²
Rakım: 974 metre
Koordinatlar °′N, °′E

Genel bilgiler
:
Coğrafi Bölge: Akdeniz
İl: Denizli
Posta kodu: 20650
Alan kodu: 0258

Coğrafi Konum
Denizli-Antalya karayolunun 35. kilometresinde, Karaağaç Ovasının kuzeyinde bulunur. Komşuları Acıpayam, Tavas, Honaz ve Denizli merkezdir.

İdari Yapı
1988'e kadar Acıpayam ilçesine bağlı bir kasaba olan Kızılhisar, bu tarihte ilçe olmuştur. Adını Serinhisar olarak değiştirmiştir. Bir beldesi, üç köyü bulunmaktadır. Bunlar Yatağan,Ayaz, Yüreğil, Kocapınar'dır.

Demografik - Ekonomik Yapı
2000 yılı nüfus sayımına göre; merkez ilçe nüfusu 11.495, toplam nüfus 15.864'dir. İlçede bir çok iş kolu vardır. Ama bunlardan en önemlileri leblebicilik ve besiciliktir. Ayrıca tarım ve ticaret te önemli gelir kaynaklarındandır. İhracatta ise özellikle Ortadoğu ülkelerine yaptığı leblebi satışı ile önemli bir noktaya gelmiştir. Eskiden yapılan testicilik ve urgancılık ise gün geçtikçe önemini kaybetmektedir.


Denizli Tarihi
Denizli MÖ III yy ortalarında Selefkilerden antiokhas II tarafından eşi Laodike'nin adına kurulan laodikeia şehrinin yerine geçmiştir. Pilinius'a göre daha önce Diospolis ve sonra Phoas adlı kasabaların bulunduğu yerde kurulan Laodikeia şimdiki Denizli'nin 6 km kuzeyinde Eskihisar köyü yakınında bir tepe üzerine yerleşmişti. 1887 ve 1957 de bu bölge kazı ve araştırmalar yapılmış olup birçok şehir kalıntısı gün yüzüne çıkartılmıştır.

VII ve X yy'lar arasında Müslüman akınları sırasında şehre Lazkie adı verilmiş; Türklerin kullandıkları Ladik adı bundan türemiştir.

Malazgirt savaşında (1071) sonra yöreye büyük Türkmen boyları yerleşti. XI-XIII yy'lar arasında bölge Selçuklu Türkmenleri ile Bizans arasında sık sık el değiştirmiştir.

Bu süreçte meydana gelen depremin sonucunda şehir kısmen terkedilmiş ve şimdiki yerinde yeniden oluşmaya başlamıştır. Bir süre Ladik adı yeni kurulan şehir için kullanılmıştır.

Şehrin bugünkü adı XIII . y.yıldan sonra kullanılmaya başlandı. Bu ad önceleri Donguzlu( Donuzlu) Tonguzluk şeklindeyken sonradan Dengizli(Denizli) olmuştur.

XIII:y.yıl sonunda Selçuklu veziri Sahip Ata'nın oğullarına verilmiştir. Selçuklular zayıf düşünce Kütahya'da yerleşen Germiyanoğulları onların yerini aldı. Denizli'de Germiyanlıların Ladik beyleri veya inanç oğulları denilen bir kolu hakim bulunuyordu. Bu sırada Ahilerde Denizli'ye yerleşerek zaviler kurmaya başladılar. 1339 da Yıldırım Beyazıt'ın eline geçen şehir 1402'de Timur tarafından Germiyanoğularına geri verildi. Bir süre sonra yine Osmanlı Hakimiyetine girdi.ve Kütahya'ya bağlı bir kaza haline geldi.

XVII. yy ortalarında buradan geçen Evliya Çelebi şehirde 24 mahalleye bölünmüş 3600 ev bulunduğunu kaydeder. Şehir içinde Kale içi denilen dört köşeli yapıda o zaman da bedesten ve dükkânlar bulunuyordu.

XIX yy sonlarında şehir nüfusunun 15-17. bin civarında olduğu tahmin ediliyordu. XX yy başlarında Nüfusun 20 bine geçtiği 1883 'de Denizli Aydın Vilayeti içinde kurulan bir sancağa merkez olduğu ve bu sancak ta 1924 vilayet halini aldı. Şehrin Demiryolu ağına 1891 yılında bir kolla bağlandı. Milli mücadele sırasında (1920 ) Yunan cephesi saray köyün kuzeyinden Büyük Menderes'e uzandığı halde Denizli işgal edilmemiştir.

Kızılhisar Tarihi
Kızılhisar şimdiki Kaya mahallesinin bulunduğu yer ve civarında Milattan Önce 1500-1400 yılarında Etiler (Hititler) tarafından kurulduğu sanılmaktadır. Kızılhisar 200 yıla yakın Etiler İmparatorluğunun, M.Ö 1200 yılarında Jonlar - Akarların, M.Ö 800 yılında Lidyalıların, M.Ö 546 yılında Perslerin, M.Ö 440 yılında Kayralıların M.Ö 334 yılında Makedonyalıların (Büyük İskender İmparatorluğu) M.Ö 133 yılında da Roma İmparatorluğunun İdaresinde kalmıştır.

M.S 395 yılında Roma İmparatorluğunun parçalanmasıyla Doğu Roma İmparatorluğunu sınırları içinde kalmış olup, M.S 1077 yılında Anadolu Selçuklularının yaptıkları savaş neticesinde Roma idaresinden kurtularak 1308 yılına kadar Selçukluların idaresi altına girmiştir.

Selçuklular döneminde Kızılhisar ve Karaağaç yöresine Oğuzların çoğunlukla Avşar boyuna mensup Türkmenler yerleşmiştir. Coğrafi olarak kapalı bir bölgede yer alması bakımından insanlarının genetik saflığı önemli ölçüde korunmuştur. Bu özelliği ile Osmanlı başlangıç dönemi araştırmacıları için ender bulunan belki de yegane bir laboratuvar görevi yapmaktadır.

1147- 1148 yıllarında haçlı seferlerinin akınlarına maruz kalmışlardır. (Haçlı seferleriyle ilgili ayrı bir konum bu kitap da yer almıştır.)

Kızılhisar yöresi Selçukluların idaresinde iken 1277 yılında Cengiz İmparatorluğunun akınlarına da hedef olmuştur. 1292 yılında Eski Anadolu Selçukluların'dan ve Cengizhanlarının idaresine giren Kızılhisar 1402 yılında Timur tarafından Germiyanoğuları Beyliğine bağlanmıştır.

1229 yılında eski Anadolu Selçukluların dan ve Cengiz İmparatorluğunun tanınmış şahsiyetlerinden Keykavlis'un ölümü ve 1300 yılında İlhanilerin tahtına sahip Ebusait Bahadır: Han'ın küçük olması dolayısıyla Kızılhisar, Gölhisar sultanlığı tarafından idare edilmiştir.

Gölhisar sultanı Mehmet Çelebinin 1325 yılında ölmesi üzerine 1326 yılında Germiyanlılarla savaş ilan edilmiş ve bu sene içinde Kızılhisar ve yöresi Kütahya'da bulunan Germiyanlıların eline geçmiştir.

1402 yılında Timur, Denizli'den Kızılhisar'a uğramış ve buradan Burdur ve Isparta-Uluborlu istikametine gitmiştir. 1429 yılında Germiyanoğlu Yakup Bey Osmanlılardan korkarak 2.Murat'a bir vasiyetname ile Germiyan Beyliğini ve Kızılhisar yöresini kesin olarak Osmanlı İmparatorluğuna bağlamıştır.

Böylece Kızılhisar 1429 yılından İstiklal Harbine kadar Osmanlı İmparatorluğunca idare edilmiştir.

Kızılhisar Adının Kökeni
Romalılar zamanında kurulan yerleşim yerinin ismi bazı kaynaklarda (CARYSTUS-KARISTOS) olarak geçmesine rağmen asıl adının bu dönem için KARİA olduğu bir gerçektir.

Kızılhisar, Selçuklular zamanında (Kepez-Yerlikaya) ismi verilmiş ve 1300-1310 yıllarında taş ve tuğla'dan yapılan küçük bir Hisar sonunda Kızılhisar olarak isim değiştirilmiştir. Bu isimde Tuğla ve Toprağının kırmızı olması nedeniyle verilmiştir. Halk dilinde bu yerde kızıl isimli asi bir şahıs vardır, Kendisine karşı gelenleri astırırmış ve bundan dolayı Kızılasar ismi verilmiş denilmekte ise de bu tamamen bir rivayet den ibarettir.

Osmanlı İmparatorluğunun idaresine girdikten sonra hisar bakımsızlığı nedeniyle yıkılmış,temelleri toprak altında kalmıştır.

Hisar'dan 400-500 metre kadar güney ve doğu istikametinde 4 metre eninde ve yüksekçe yapılmış olan avlu duvarlarının toprak yüzünde görülen temellerinin bir kısmı 951 yılına kadar belirli bir vaziyet de idi. Bu temeller Yenice Mahallesi içinde sonradan kurulan Numune Semtindeki evlerin altında ve avlularında kalmıştır. Mithatpaşa İlkokulunun bulunduğu yer ile batı ve kuzey tarafları hisarın avlusu olup,bu yere sonradan ağalar tarlası ismi verilmiştir. Bu avlu ve tarla içine yakın zamana kadar su kuyusu mevcuttu.

Hisarın büyük avlu duvarındaki taşların sökülerek evlerin temellerine konduğu anlaşılmıştır. Hisar da 1954 yılından sonra yıkılmıştır.

Kızılhisar'ın 1924 yılında Osmanlı imparatorluğunun sınırları içine alınmasından sonra Değirmen Deresi önündeki cevizler( Karaağaçlar), Honaz dağı eteğindeki Eğri Kavak, Alaylı,Harami( Akmazca), Yağlıhan,Kısmen Boyralı- Karacaören,Meleş- Menengeç ve en sonrada (1960 yılında) Umurtakta bulunan küçük oba ve köyler yerinden kaldırılarak burada toplanmasıyla büyümüş olan Kızılhisar, mahalleler kurulduğunda Kaya,Orta,Pınarcık,Aşağı ve Yenice olmak üzere 5 mahalleye ayrılmış ve 5 muhtarlık tarafından idare edilmeye başlanmıştır.

Kızılhisar yöresindeki ve yukarıda isimleri belirtilen küçük oba ve köyler, oğuz Türkleri-Türkmenler tarafından kurulduğu, adet, ırk, dil, din ve ananelerine bağlı bulundukları bir gerçektir. 1 Haziran 1987 tarihinde Belediye Meclis kararı ile İlçenin ismi Serinhisar şeklinde değiştirilmiştir.

Haçlı seferlerinde Kızılhisar
Kazıkbeli Savaşı
Fransa Kralı VIIX Louis'in kumandasındaki 2 inci haçlı ordusu 1147 yılında Efes'e gelmiş ve oradan Menderes nehri boyunca yürüyüşüne devam etmiştir. Bu ordudan ayrılan ve daha çok Almanlardan mürekkep bir haçlı öncü kuvveti 1147 senesinin sonlarında Kazıkbeline gelmiş ve burada pusu kuran Kızılhisar ve Yöresinden toplanmış Türk Kuvvetleri tarafından yok edilmiştir.

Bundan sonra 6 Ocak 1148 tarihinde yürüyüşe geçen Fransız kuvvetleri Kazık Belinin alt tarafına geldiler. Kazıkbeli geçidi 7 Ocak 1148 tarihinde aşılacaktı. ve Fransız Kralı bugünü tamamen bu geçide hasretmiş bulunuyordu. Haçlılar ilerledikleri sırada, daha önceleri burada perişan edilen Alman haçlılarının cesetlerini görünce savaş nizamına girdiler. Birkaç gün önce Denizli yöresindeki yenilginin öcünü almak için pusu kuran Türkler Kazıkbeli'nin tepesinden Haçlıların hareketlerini izliyorlardı. Haçlılar savaşçı birliklerini öncü ve artçı ikiye ayrılmış olarak kazıkbeline doğru yürüyorlardı,planlarına göre öncüler suretle Kazıkbeli'nin düzlük yerine varacak orayı Emniyete alıp,çadırlara kurarak kamp yerini hazırlayacaktı. Nitekim Geoffroi de Rancon kumandasındaki öncü kuvvetleri bir mukavemetle karşılaşmaksızın Kazıkbelinin en yüksek yerine vardı, Fakat saat sabahın henüz dokuzu idi, öncü kumandanı bugünkü yürüyüşü az bulmuştu. Rehberleri de geçidi aşmaya tavsiye ettiler ve az uzakta kamp kurmaya elverişli bir ova bulunduğunu söylediler. (Kızıl çukur ovası) Fransız öncü kuvvetleri kazık belini terk ederek Kızılhisar ovasına indi ve çadırlarını kurarak istirahata çekildi. Türklerin kuvveti onlara nispeten az olduğu için fazla mukavemet gösteremediler. Artçı kuvvetleri de önceden kararlaştırıldığı gibi Geoffroi'nin Kazıkbeli'nin düzlüğünde durup çadırları kurduğundan emin ve orasının da çok uzak olmadığını görerek hareketini ağırlaştırmıştı.

Bizzat bu savaşta bulunan bir haçlı müellifi (yazarı) şöyle anlatıyor.

Dağ sarp ve kayalıktı,tepesi bulutlara değecek kadar yüksek bir dağın( Honaz dağı) yamacında yürüyorduk ve Aşağıda Vadinin derinliklerinde sular,cehennem içine düşüyor gibiydi. Ordu bu arızalı yolda ilerledi. ( ımırdat'tan Kazıkbeli'ne gelen eski yol) Savaşçılar birbirini itiyor, kalabalık her geçen an biraz daha büyüyordu, nihayet sıkıştılar ve süvarileri düşünmeden burada tıkanıp kaldılar.

Yük hayvanları uçurumun derinliklerinde akisler yaparak aşağıya düşüyorlardı. Kayalar yerinden kopuyor, düşerken insanları ve hayvanları eziyordu. Herkes yanlış bir adım atıp uçuruma yuvarlanmaktan ve başkaları düşerken kendisine çarpmasından korkuyordu.

Türkler bu kalabalığı ok yağmuruna tutarak kendilerini toplamalarına meydan vermiyorlardı. Saatlerin ilerlediği ölçüde, Haçlılardaki karışıklık daha da arttı, Mamafih bu Türklere kafi gelmedi, aksine daha cüretli oldular. Türkler öncüden daha uzun bir zaman için korkmadıklarından ve artçıyı da henüz görmediklerinden bize karşı saldırdılar, birden atılarak hatlarımızı yardılar ve kalabalığı koyun gibi doğradılar. Bundan gökleri ve kralımızın kulaklarını delen bir çığlık hasıl oldu. Kral şimdi felaketin ne olduğunu gördü, ama bu sırada gökten yaklaşan karanlıktan başka bir yardım gelmedi. Ancak karanlık çökerken Türk hücumunun tahribatı durdu.

Haçlı müellifi sonradan savaş hakkında daha fazla tafsilat veriyor:

Türkler, haçlı kuvvetlerinin kargaşalığını görerek, hemen harekete geçip, Kazıkbeli yolunu kestiler, Haçlılar ancak Türklerin içinden geçerek yardıma koşabileceklerdi. Türkler önce uzaktan şiddetli bir ok yağmuruna tuttular ve sonrada kılıçlarıyla saldırdılar. İlk anda birçok kayıplar verdik. Türkler Fransa kralından daha asil ve kudretli olan Alman imparatorunun ordusunu yendiklerini söyleyerek savaşıyorlardı. Her iki tarafta uzun müddet inat ve şiddetle dövüştü. Türkler Haçlıların bir çoğunu öldürdü, büyük bir kısmını da esir aldılar. Haçlı ordusu bu feci durumda iken, sonradan bize savaşı anlatan Rahim Odon de Deuil, kralın bulunduğu artçıyı göndermişti, onlara başımıza gelen bütün felaketi anlattım savaşçılar heyecanla silahlarına koştular, lakin yolun hayli arızalı oluşu yüzünden süratle hareket edemediler. Bu sırada yanında bir miktar asil olduğu halde Kral savaşın içine atıldı, bu mücadelede atını kaybetti, yanındaki şövalyelerde teker teker Türk oklarıyla öldüler. Türkler ağır zırh giymiş Haçlıların hareketine engel olmak için atları da öldürüyorlardı. Kral ve şövalyelerin bu ani hücumu bir kısım haçlıların kurtulmasına yol açtı, fakat Kral Türklerin arasında kalmıştı, bu çarpışmada Kral, sayıca az lakin pek ünlü muhafız kısmını kaybetti. Fakat soğuk kanlılığı toplayıp, bazı ağaç köklerine tutunarak süratle bir kayanın üzerine çıktı.

Kazıkbeli savaşı hakkında bir kaynakta iki değişik rivayet naklediyor.

Türkler muharebe meydanına hakim olunca, çevrelerinde az Türk bulunduğu sırada birkaç Fransız askeri, kralın atından tutarak onu yakında bulunan bir tepeye çıkardılar ve geceye kadar orada kaldılar. Lakin herhangi bir yoldan inmenin Türkler içinde kalmaktan daha akıllıca olduğuna hükmettiler. Kral her taraftan Türklerle çevrili idi. Ordusu kaybolmuştu, kimse gidecek yolu bilmiyordu. Nihayet kalabalığın yaktığı ateşi fark ederek oraya vardılar. Türkler de karanlıktan on öncülere ait zannederek, takip etmediler, geri döndüler.

Diğer rivayet ise, kralın bir tepede yanında bir Haçlı kuvveti ile kaldığını zikreder, Türkler onu tanımıyordu, kral bu tepede kendisini cesaretle savundu. Gecenin çöktüğü, karanlığın dövüşleri ayırdığı sırada bir ağaç altına çekildi. Sonra dallarına çıkarak, uzun zaman kendisini Türklere karşı müdafaa etti. Türkler karanlık ve kralın yardımına gelen kuvvetlerden dolayı Kazıkbelin den uzaklaştılar.

Bunlardan Odon de Deuil'in zikrettiği ilk şekli tercih etmeliyiz. Zira maruf Fransız tarihleri de, bu kaya üzerindeki savaşı hep zikrettiği ilk şekli tercih etmeliyiz. Zira maruf Fransız tarihleri de,bu kaya üzerindeki savaşı hep zikrederler. Kral Kayanın üzerine çıkınca onu esir almak için Türkler de ardından tırmanmaya çalıştılar. Uzaktan bazıları ok atıyordu. Zırhlı oklarda kendisini korudu ve kayayı çıkmak isteyenleri de kılıcıyla durdurdu. Türkler onun kral olduğu bilmediklerinden, esir etmenin güç,bu zamanda ani bir saldırıdan çekildikleri için, karanlık bastırmadan evvel ganimet toplamak için dağıldılar. Kral,daha sonra sahipsiz bir atat binerek askerlerine iltihak edebildi. Fransa kralını Türklere esir düşmekten gecenin ve ganimet arzusunu kurtardığı muhakkaktır. Zira bu kazıkbeli savaşında öyle çok mal ele geçmiştir ki,Türk ülkesi harçlılardan alınan ganimetlerle dolmuştu.

Kazıkbeli Savaşı diye adlandırılan bu savaş haçlıları pek üzmüştü. Zira onlara göre Fransa'nın en güzel çiçekleri, Şam duvarları altında meyve vermeden solmuşlardı. Franzsı ordugahının uzun boylu anlatılan kederli halini tasvir etmiyoruz. Fakat gece, hemen kendilerini toplamışlar daha ciddi tedbirler almışlardı. Fakat Türklerde Zayıflığımızı öğrendikten sonra daha cüretli epeyce ganimet aldıktan sonra daha da hars olarak bize taciz ediyorlardı. Buna karşılık haçlılarda toparlanmışlardı. Türkler bu kalabalık orduyu saldırmak yerine geçecekleri yolu takip ederek mahfetme yolunu tuttular.

Haclılarda Kazıkbelinden hareketle Kızılhisar ovasından geçerek Acıpayam ovasından ve kıyıları bataklık iki ırmaktan geçtiler. İkinci ırmak yakında iki tepe vardı, Birsni Türkler tutarak Başlarından yoldukları saçları yere atmışlardı. Bu durum haclı müellifene göre, bu topraklardan hiçbir şekilde ayrılmayacaklarına işarettir.Fakat her tarafı tahrip ederek çekildiklerinden buradan çıktılar. Ançak haclı ordusunda alcık baş göstermiş, önce atlar maf olmuş bunları yiyen şovalyeler ve ordu güçlükle Gölhisar tarafından Antalya'ya varabilmişti.

II. Haclı seferi sırasında gayet dost hane olan Türk-Bizans münasebetlerinin bozulmasından sonra Leodikya Türk akınlarına uğradı. 1157 'de Alaşehir'e gelen Manuel Kommones ,Türk topluluklarına girerek yağma ve tahribe koyulmuş Selçuklu Kuvetlerinin uzak oluşundan istifade ederek bütün etrafı yakıp yıktıktan sonra İstanbul'a dönmüştü. Türk Kuvvetlerinin bunun intikamını alacağını iyi bilen Kommones Türk akınlarını önlemek için Homa ve Honaz istikamlarını tahkim ve techiz etti ise de Türk kuvvetleri yollarının kapatılmış olmasından yılmadılar. 1158 senesinden Karaağaç ovasından akınla ansızın Leodikya üzerine indiler. Böylece Bizans imparatorunun Türk topraklarında yaptığı tahribin öcünü aldılar.

1192'den sonra Bizanslılarla Selçuklular Burdur ve Gölhisar yöresinde karşılaşmışlar. Konya Sultanı, Osman ve Hüsamettin Beyleri birer Tümen askerle bu mıntıkaya göndermiştir. Önce birlikte hareket ederek Bizanslıları yenen bu Kumandanlar sonra ayrılmışlar, Hüsamettin Bey Çal, Osman Bey ise Karaağaç yani bugünkü Acıpayam yöresini zapta koyulmuşlardır. Osman Beyin bir lakabı da Yatağan baba olup, Savaşa yata yata kazanmasından almıştır. Bunun ordusunda bulunan bir Selçuklu Prensinin tedavi olduğu pınara Sultan pınarı denilmiş mıntıkadaki bir çok köy isimleri bu fetihle ilgili olmuştur. Fetih den sonra buraları bir prensle kumandana verilmiş ve vefatlarında Yatağan'a gömülmüşlerdir.

İbn-i Said'e Göre Kızılhisar Yöresi
1261 yılında Karaağaç ovasından (Kızılhisar yöresinden) geçen İbni Said Toğurlu- Toğuzlu dağları ve bunun etrafında 200.000 hane ( Beyt-Çadır) bir Türkmen halkının oturduğunu yaşadığını belirtmiştir. Bu yer Karaağaç ovası ile Beşler yaylasında Honaz dağına kadar olan kısımdır. Ayrıca bu Türkmenlere Uç denir demiştir. Bundan da anlaşılıyor ki Kızılhisar ve yöresi UÇ Türkmenlerinin İlk yurdudur. Bundan sonra bu Uç Türkmenleri Karaağaç ve Kızılhisar yöresinde yerleşip küçük köyler kurmuşlardır.

1261 yılı öncesi ve sonrası Uç Türkmenlerinin başlarında Kahraman Uç Gazisi sıfatına taşıyan Avşar boyundan Mehmet Bey, kardeşi İlyas Bey, akrabası olan damadı Ali, Salur ve Sevinç Beyler vardı. O tarihlerde Türkmenler kırmızı külah giyerlerdi, Mehmet Beyin emri ile kırmızı külahlar değiştirilip,yerine ak külah giymişlerdir.

Kızılhisar Yöresi ve Türkmenler
Kızılhisar ve Karaağaç yöresi toprakları 1200 yılı başlarından itibaren Uç'un güneybatı kanadını teşkil ediyordu. Bu kesimlerde kalabalık bir Türkmen nüfusu muhtevi idi. Bu Türkmenler önceleri Bizans elinde olan zengin Ege topraklarında cihat için yığılmışlardı. İlk Fetih yıllarında sahillere kadar bütün Batı Anadolu'ya yayılmış olan Türkmenler için her iki Devletin de kontrolünden uzak bu Uç bölgesi göçebe hayat şartlarını idame ettirmeye elverişli bir barınak ve faaliyet sahası vazifesini görüyordu. Doğudan devamlı şekilde Anadolu içlerine gelen ve Selçuklular tarafından düşman toprakları istikametinde sevk edilen yeni aşiretlerinde katılmasıyla buradaki Türkmen unsuru gittikçe artan bir yoğunluk kazanıyordu. Bizzat Selçuklularda bu hususta destekleyici rol oynamışlardı.Zira Selçuklular vaktiyle Devletlerinin kurucusu bu Türkmenleri Uç lara sevk ettiler. Ve kendileri Büyük Selçuklularda olduğu gibi bazı milletler den toplanan orduya dayandılar. 1192 yılında, savaşlar da cesur askerler temin etmekte ünlü olan bu Uç Türkmenlerin Selçuklu siyasi hayatında da bir kurucu usur olmuşlardır.

1274'de vefat eden İbni Said'e göre bu Türkmenler Selçuklular devrinde Rum Diyarını fetheden Türk soyundan çokluk bir kavimdir. Türkmenlerde başka yerlere gönderilen kilimler yapılır. Buranın sahilinde Marki isimli bir körfez vardır, Burası seyyahlarca meşhurdur. Buradan İskenderiye ve başka yerlere kereste gönderilir. Burada bulunan nehir üzerinde bir köprü vardır,Barış zamanlarında indirilir ve harp çıktığı zaman kaldırılır. Bu Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında sınırdır. Antalya'nın kuzeyinde Toğurlu-Tokuzlu dağı vardır. Burada ve bunun etrafında ikiyüzbin çadır Türkmen oturur ve bunlara Uç denir. Buralarda güzel yay imal edilir.

Bir başka kayıtta da bu malumatın Moğollardan evvelki devreye ait olduğu veçhile 1204 'den sonraki zamanlardır. İbni Said'in bu söylediklerini daha sonraki bir çok tarihi hatıranın karıştığı görülmüştür. Türklerle Rumlar arasında sınır olduğu zikredilen nehir bahsedildiği gibi Karaağaç ovasından çıkan Dalaman çayı olduğu kadar da Menderes Nehridir. Nitekim bunun üzerinde kurulan ve 1243'de Türk ve Bizans garnizonları arasında münasebeti temin eden köprü burada bahsedilen köprüdür. 1177'de aynı yerde köprü başında Ata Bey Bizanslılarla çarpışırken şehit düşmüştür.

Belirtilen yörelerde, bilhassa ASİKARAAĞAÇ mıntıkasında Türkmenlerin büyük bir kesafet de bulundukları başka kaynaklar tarafından da teyit edilmektedir. 1332-1333'de Karaağaç ve Kızlhisar ovasından geçen İbni Battutta Karaağaç ovasının Türkmenlerle meskun olduğunu söylemektedir. İlhanlı Hükümdarı Argunhan'a bir harita yapan Kubbeddin Talamaniye dağlarının Uç Türkmenleri elinde olduğunu yazmıştır. Hayli kalabalık olan bu Türkmen Nüfusu bu yörede Anadolu'nun en kesif OĞUZ boylarının yer isimlerini vermişlerdir. Bu dahi mevcut bazı köylerin isimlerinden anlaşılacağı üzere bu Türkmenler, Avşar ulusuna ve aralarında bazı Uç oklu boylar da bulunmakla beraber daha çok Bozoklara mensupturlar. Bu yöre Türkmenlere arasında kayılarında önemli sayıda olduğu malumdur. Yatağan- Söğütova arasındaki yer Kayıyayla ismini taşımaktadır. Kayılar muhtemelen 1261 yılındaki isyana karıştıkları için Menteşe yöresine gitmişler ve bu yöredeki hadiselere pek karışmamışlardır. Avşarlar, Türkmenler arasında temayüz ettiler. Önceleri konar-göçer yaşayan Türkmenler sınır boylarına kadar yerleşik hayata geçtiler. Hayatlarını akıncılıktan ziyade kilim imal ve ticaretiyle sağlayan Türkmenler bu kilim imal sanatını orta Asya'dan getirmiş olabilecekleri başka bir kayıt da belirtilmektedir.

Güney batı Anadolu da büyük bir yer işgal eden Türkmenlerin mahalli kabile beylerinin idaresinde olduğu muhakkaktır. Bugün dahi Karaağaç bölgesinde Türkmen Beyleri hanedanları bulunması, asıllarının bu zamana kadar uzadıkları intibaını vermektedir.

Türkmenler 13'ncü yüzyılda henüz kabilelerinin ismini taşıyan beylerin idaresinde idiler. Yiva ve Salur beyler gibi. Bunlar şüphesiz ki, daha çok oğuz boyundandırlar. Bu Türkmen mıntıkasının doğusunda Afşar Bey'in idaresindeki Afşarlar, keza batıda da bir başka Afşar beyinin bulunduğunu biliyoruz. Diğer bir faal boyuda Yazır beylerinin hakimiyet mücadeleleri 19'ncu yüzyıla kadar devam etmiştir.

Denizli ve Karaağaç yöresi, Türkmenlerle meskun olduğundan bir çok defalar Selçuklu Sultanlarının bir sığınak yeri olmuştur. Gııyaseddin Keyhusrev buraya gelmiş ve diğer bir Selçuklu Sultanı İzzeddin ise, Besuday'ı oyalayarak bir fırsatını bulup Rum diyarına İznik'e gitti.

Moğollara karşı önceden Selçukluları tutan Türkmenler bu sadakatlarına ihanetle karşılık görünce Selçuklu devletinden iyice soğudular. Çünkü Bizanslılar kendilerine sığınan eski sultan İzzettin Keykavus`a taht mücadelesinde bir miktar asker vererek yardımcı olmuşlar.İzzettin Keykavus`ta tekrar taht`a çıkınca Bizans İmparatoruna, Denizli havalisini terk etmişti. Bu durum Türkmenleri tamamen kızdırdı. Yoğun halde yerleşen Türkmenlerden Bizanslılar tutunamadılar ve Denizli yöresi 1259 senesinde tekrar Türkmenlerin eline geçti. Bundan sonra Türkmenler Sarayköy'den Antalya-Alanya'ya kadar olan bu bölgede ilk Türkmen beyliğini kurdular. Bu beyliğin sıklet merkezinin yakın vakte kadar ASİKARAAĞAÇdiye anılan Acıpayam yöresi olduğu muhakkak Türkmen beyliğinin başına sahne olarak İlhanlı Hükümdarı Hulagu tarafından Kuşlar isimli bir zatı (kumandan-Şahne) tayin etmiştir. Dini liderleri de Yatağan Baba olması muhtemel görülmektedir.

Türkmenler arasında olan Mehmet, kardeşi İlyas, akrabası Ali ve Sevinç Beyler 1259 senesinde büyük başarı göstermişler ve Mehmet Bey'i Türkmenler baş olarak tanıyorlardı. 1261'de Türkmenler Selçuklu Sultanına baş kaldırarak doğuya doğru akın ettiler ve Konya-Antalya kervan yolunu kestiler. Mehmet Bey, Selçuklu Veziri M. Pervane'nin daveti üzerine Kayseri'ye gittiği zaman bile Türkmenler sağa-sola sataşmakta geri sataşmaktan geri durmadılar.

Türkmenlerin Selçuklulara karşı bu tutumları, zayıf bir Selçuklu Devletini yaşatmak isteyen Moğollar tarafından iyi karşılanmadı. İlhanlı Hükümdarı Hulagu adam gönderip yanına çağırdığı halde gelmeyen Mehmet Bey'i Rükneddin'e teşvikiyle asi ilan etti. Bu durum İlhanlılara karşı beliren umumi mukavemetle ilgili olduğu anlaşılıyor. Zira Mısır tarihleri de bunlardan bahseder. HULAGU, Selçuklu Sultanı Rükneddi'e ve Anadolu'daki Mogol kuvvetlerine ferman göndererek Mehmet Bey ve maiyetindeki Türkmenler üzerine yürümelerini emretti. Müttefik Moğol ve Selçuklu ordusu, Türkmenler üzerine yürüdüğü sırada Mehmet Bey'în damadıolan Ali Bey, eniştesine kırılarak Selçuklulara iltihak etti.

Ali Bey Türkmenlerin gizli geçitlerini bildiğinden müttefik ordusu ansızın Türkmen ülkesine girerek bir çok esir almıştır.

Türkmen kuvvetleriyle müttefik ordusu, Sahra yı Talamaniye de (Karaağaç ovasında) karşılaşmışlar, savaşı kendilerini ihanet eden Ali Bey yüzünden kaybeden Türkmenler, dağlara kaçmışlardır. Bu savaşın Karaağaç ovasında cereyan ettiği, hatta ASİ'lik keyfiyetinin bundan geldiği şüphesizdir. (Halk annesi de, bu Asiliğin Germiyan hakimiyetini kabul etmeden doğduğu görüşündedir. Türkmenlerin reisi Mehmet Bey savaştan sonra Bozdağa kaçmıştır. Mehmet Bey sığınıp tahkim ettiği dağlardan itaat etmek için adam göndermiş, müttefiklerde yeminle bunu kabul etmişlerdir. Mehmet Bey ile diğer Türkmen Beyleri dağlardan inerek Sultan Rükneddin'in yanına gönderilmişlerdir.

Selçuklu Sultanı bu isyanı bastırıp Uç işlerini de yola koyduktan sonra Karaağaç ovasından ayrılarak Uluborlu'ya geldiğinde Mehmet Bey'i öldürterek damadı Ali Bey'i Türkmenlerin başına müstakilen Bey yaptı ve böylece Türkmenler Selçuklu ve dolayısıyla İlhanlı hakimiyeti altına girmiş oldu.

Türkmenlerin bu isyanının bastırılması hayli sert olmuştur. Uç Türkmenlerinin reisi olan Ali Bey'den muhtelif kaynaklar bahsederler. İbni Haldun da geçen Ali Bey'in, Denizli emiri ve Cenubi Bizans Uç'u kumandanı olduğunu M. Halil Yivanç söylemektedir. Baybars'ın Anadolu'yu terk edişinden sonraki olaylar sırasında Ladik emiri olarak olarak zikredilen Ali Bey'in bu isyanda adı geçen şahısla aynı olduğu muhakkaktır. Ali Bey sonradan Denizli'de bir beylik kuracak olan İnanç Oğullarının atasıdır. Keza bu isyanda adı geçen Türkmen Beylerinden İlyas Bey'de Hamidoğlu Dündar Beyin babasıdır.

Türkmenlerin (Oğuz Türklerinin) Kızılhisar ve Acıpayam yöresine geldiklerinde bu ovada Karaağaç Balamut ağaçlarının çok olmasından dolayı bu yere Karaağaç ismini vermişlerdir. Türkmenlerin Selçuklulara karşı baş kaldırmalarından dolayı da ASİKARAAĞAÇ denilmiştir. Bu rivayete göre de Afşar oymağına mensup KARAAĞAÇ BABA'nın ismine izafeten Karaağaç adı verildiği söylenmektedir.

1864 yılında Asi Karaağaç yöresinin Konya vilayetine bağlanması üzerine (ASİ) ismi kaldırılarak Garbin Karaağaç ismi verilmiş ve bu isim de Garbi Karaağaç'ın kaza olduktan çok sonraları dahi kullanılarak 20'nci asırda da ACIPAYAM ismi verilmiştir.

Tarihi Eserler
Ören yerleri, Höyükler, Türbeler, Savaş alanları, Tarihi mezarlar, kale, sur ve şehir kalıntıları: Köyde okul olarak kullanılan, Kurtuluş savasında yunan karargahı ve günümüzde konut olarak kullanılan Salim ERHAN'a ait ev, Zindan olarak kullanılan Kebir Camii, Selçuklu Hamamı, Erenler mevkiindeki köy harabesi, Agaçbeyli yolundaki Efe mezarları, Bilese mevkiinde bulunan Kurtuluş savası mezarları,Taşpinar Höyüğü, Yukarı bağlar mevkisinde bulunan roma mezarları, Caber kalesi kalıntıları, Çil höyüğü, ve Cabar köyü istihkamları Sosyal faaliyetler: Kasabadaki iki adet sinema ve tiyatro salonunun 1978 yılında kapatılması nedeniyle sosyal faaliyetler yapılamamaktadır. El isleri, zanaat örnekleri: Kasabaya özgü Keçi kılından ve yünden yapılan kilim dokumacılığı, heybe, süs torbası dokuması yapılmaktadır. Tahta kaşık oymacılığı yapılmasına rağmen günümüz koşulları nedeniyle örnekleri azalmıştır. Ilçe merkezinde ve meskun olanda tarihi eser dikkat cekmemekle beraber arkeolojik alanda saha calışması yapılması için bakir bir alandır zira yörük kültürü ögeleri sonradan entegre olan bu cografyada yapılması gereken toprak tabakalrının incelenmesi ve zamanlandırılmasıdır .mugla bölgesine en kestirme yolları barındıran bu cografyanın mö 600 lerde sık ormanlık oldugu tahmin edilmektedir.

Halk Eğitim Hizmetleri
1999 yılına kadar ilçede Biçki, dikiş, nakıs kursları açılmış 1999 yılında kursiyer yetersizliği nedeniyle kurs açılmamış olmasına rağmen halen Halk Eğitimi Merkezi yeni binasında değişik dallarda kurs faaliyetlerine devam etmektedir.

Sportif faaliyetler
İlçede bulunan Serinhisar Belediye Spor Kulübü, Denizli 1. amatör kümede ve gençler liginde müsabakalara katılması nedeniyle futbol çalışmaları, gençleri içindeki yeteneklilerin eğitimi için antrenörlerce yapılan hazırlıklar, Kasabalar arası futbol ve voleybol müsabakaları yapılmaktadır. İlçede güreş sporu ilgi görmekte olup İlçe Güreş İhtisas kulübü çalışmalar yapmakta olum gençleri yetiştirmektedir.

Spor Tesisleri
İlçede resmi müsabaka normlarına uygun toprak zeminli futbol sahası mevcuttur.

Taekwondada ülkemizi yurtdışında başarıyla temsil ederek birçok ödüle imza atan ünlü sporcumuz Mehmet Ali Develi vardır

Avcılık Faaliyetleri ve Avlaklar
İlçede bilinçsiz ve gelişigüzel yapılan avcılık av hayvanlarının soylarının tükenmesi tehlikesini gündeme getirmiş, Bu nedenle ilçede faaliyet gösteren avcılarve atıcılar derneğinin düzenli çalışmaları ile denetimli olarak av yapılması sağlamıştır Son yıllarda ilçe ovasında domuz neslinin çoğalması ve çiftçinin ürünlerine zarar vermesi nedeniyle 2007 yılı mart ayından itibaren sürek avları düzenlenmeye başlamıştır.

Kültürel Etkinlikler
2001 yılından beri ilçe merkezinde Leblebi ve Kültür Festivali yapılmaktadır. Festival, ilçede Çamlık denilen bölgede her yıl temmuz ayında yapılmaktadır. Her sene çeşitli mahalli ve ulusal sanatçılarında katılımıyla 3 gün süren festivale çevre il ve ilçelerden çok sayıda konuk gelmektedir. Ayrıca Serinhisar'a bağlı Yatağan Kasabasında da her sene Bıçakçılık Festivali yapılmaktadır.

Devamı...
Gönderen BabaHoroz on 2 Şubat 2011 Çarşamba

Recep - Recebiye
Şaban -Şabaniye
Emin -Emine
Şükrü -Şükriye
Ali -Aliye
Selim -Selime
Nazmi -Nazmiye
Kadri -Kadriye

Devamı...
Gönderen BabaHoroz on
0 yorum
categories: , | edit post

Sındı : Makas
Mısırga : Hindi
Angaz :Enkaz,İşe Yaramaz,Beceriksiz
Ötürmek:İshal,Cırcır
Dumağı:Nezle

Devamı...
Gönderen BabaHoroz on 30 Ocak 2011 Pazar
0 yorum
categories: , | edit post

Bugün Alanya'da 90 ülkeden 22 bin 366 yabancı yaşıyor. Kendilerine 'Yeni Alanyalılar' denilen bu yabancılar arasında yıllarca Almanlar ilk sırada yer alırken, son 1 yıl içinde 2 bin Rus'un ilçeye yerleşmesiyle Ruslar birinciliği ele geçirdi. Rusları Almanlar, Danimarkalılar, Norveçliler, Ukraynalılar ve Hollandalılar izliyor.
İlçede 4 bin 375 Rus, 3 bin 734 Alman, 3 bin 711 Danimarkalı, 1074 Norveçli, 1007 Ukraynalı, 966 Hollandalı yaşıyor


Devamı...
Gönderen BabaHoroz on 29 Aralık 2010 Çarşamba
0 yorum
categories: , | edit post

Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.

Tıkandı baba, çay getir. Tıkandı baba, oralet getir vb.

Bu durum Sultan Mahmut un dikkatini çekmiş.

Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi?

Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı baba

Anlat baba anlat merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi. Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;

Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. "Benimki de onlarınki kadar aksın" diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı. Bu sefer içimden " Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın" dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. Ben yine açmak için uğraşırken Cebrail göründü ve Tıkandı baba, tıkandı. Uğraşma artık, dedi. O gün bu gün adım "Tıkandı baba" ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdi de burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.

Tıkandı baba nın anlattıkları Sultan Mahmut un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına ;

Hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz.

Sultan Mahmut un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba ya baklavaları vermişler. Tıkandı baba baklavayı almış , bakmış baklava nefis. " Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim" diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken "Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim" demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya:

Taze baklava, güzel baklava ! Bu esnada oradan geçen bir Yahudi baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. Yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış, diğer dilim diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın. Ertesi akşam Yahudi acaba yine gelirmi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş. Yahudi hiçbir şey olmamış gibi

Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım, demiş. Tıkandı baba da Peki, demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı babaya her akşam baklavalar gelmiş ve Yahudi de her akşam Tıkandı baba dan baklavaları satın almış. Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut ;

Bizim Tıkandı baba ya bir bakalım, deyip Tıkandı baba nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın. Sultan;

Tıkandı baba sana baklavalar gelmedi? mi, demiş

Geldi sultanım

Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?

Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağolasınız, duacınızım.

Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.

Anlaşıldı Tıkandı baba anlaşıldı, hadi benle gel, deyip almış ve Devletin hazine odasına götürmüş.

Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir, demiş. Tıkandı baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek. Sultan demiş;

Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar demiş ve askerlerden birini çağırmış

Alın bu adamı Üsküdar ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin demiş. Padişahın adamları "peki" deyip adamı alıp Üsküdar a götürmüşler.

Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler. Baba,

Niçin, demiş. Askerler

Hele sen bir beğen bakalım demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline

Ne olacak şimdi, demiş

Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı.demiş. adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu durumu Padişaha haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş;

"VERMEYİNCE MABUD,

NEYLESİN SULTAN MAHMUT"


Her şey Yüce Allah`ın takdiri iledir. Kimine zenginlik, kimine darlık, kimine de ilim verir. Eğer Yüce Allah, bir kimseye geniş bir imkân, belirli bir yetenek ve zenginlik nasip etmemişse, kulun yapacağı hiçbir şey yoktur. Ne kadar çırpınırsa çırpınsın boşunadır, eline nasibinden fazlası geçmez.

Devamı...
Gönderen Tiltombak on 13 Aralık 2010 Pazartesi

Kadınlar üzerinde yapılan bir araştırmada :
Bir kadın bütün gece eve gelmemiş.
Ertesi sabah kocasına, ...
gece bir arkadaşında kaldığını söylemiş.

Kocası, karısının en yakın 10 arkadaşını aramış ve
hiçbiri karısının kendisinde kaldığını onaylamamış.


Erkekler üzerinde yapılan bir araştırmada :

Bir adam bütün gece eve gelmemiş.

Ertesi sabah karısına, gece bir arkadaşında kaldığını söylemiş.
Karısı, kocasının en yakın 10 arkadaşını aramış ve
5 tanesi kocasının kendisinde kaldığını onaylamış
diğer 5 tanesi ise kocasının hala kendisiyle birlikte olduğunu iddia etmiş.

Buradan şu sonuçları çıkartabilirmiyiz ?
1-Erkekler çok yardımseverdir :-)))
2-Erkekler arasındaki dayanışma müthiştir :-)))

Devamı...
Gönderen BabaHoroz on 1 Kasım 2010 Pazartesi
0 yorum
categories: | edit post

[Shell]
Command=2
IconFile=explorer.exe,3
[Taskbar]
Command=ToggleDesktop



çalıştırdan notepad dosyası aç ve yukarıdakileri oraya kopyala -yapıştır yap. daha sonra dosyayı desktop.scf olarak kaydet. kaydettiğin yerden hızlı başlata sürükle bırak. tamamdır.

Devamı...
Gönderen BabaHoroz on 30 Eylül 2010 Perşembe
0 yorum
categories: , | edit post

1-) Denetim Masasından Ağ Bağlantılarına tıklıyoruz. ( Veya Masaüstünden Ağ Bağlantılarıma sağ tıklanır, özelliklere girilir.)
Resim
2-) Internet İletişim Kuralları (TCP/IP) 'na çift tıklıyoruz.
Resim
Resim
3-) Genel sekmesinde ''Aşağıdaki DNS sunucu adreslerini kullan :'' yazan kutucuğu seçiyoruz. Ardından aşağıda "Yeğlenen DNS sunucusu" 'na 64.102.255.44 giriyoruz. Altındaki "Diğer DNS sunucusu" 'na da, 128.107.241.185 giriyoruz. (Not: Sayıları girerken diğer boşluğa geçmek için tab tuşunu kullanmayın mouse ile diğer boşluğa tıklarsanız yanlışlık yapma ihtimali en aza iner.)
Resim
Sayıları girdikten sonra Tamam diyerek çıkıyoruz. Gelen pencereye yine Tamam diyoruz ve kapanıyor. Açıkta internet bağlantısını kullanan program, oyun vs. (Msn) varsa bağlantı anlık olarak kesilecektir.

4-) Buraya kadar tamam, eğer bağlantı gelmezse, Yerel ağ bağlantıları bölümüne tekrar geliyoruz ve yine sağ tıklayarak açılan bölümde "Onar" diyoruz. Tamamdır. Yine olmazsa modeme reset atın.
Resim
Bu yazdıklarım XP/Sp2'de test edilmiştir. Eğer ilerleyen zamanlarda bağlantınızda sorun olursa biraz araştırma yaparak farklı DNS adresleri bulabilirsiniz. Bulamazsanız DNS'yi tekrar otomatiğe alıp modemi resetleyebilirsiniz.

Devamı...
Gönderen BabaHoroz on 18 Haziran 2010 Cuma
0 yorum
categories: , | edit post